Mehmet Özay                                                                                                            24.07.2026

İbrahim Müteferrika üzerine kaleme alınmış akademik düzeydeki çalışmaların, Osmanlı entellektüel tarihi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği konusu bizi mevcut eserler üzerinde daha dikkatli durmamızı gerektiriyor. Bir hatırlatma olarak, Niyazi Berkes’in, 1962 yılında yayınlanan “İbrahim Müteferrika” (TTK Belleten) makalesinde, Ebüzziya Tevfik’ten Adnan Adıvar’a kadar söz konusu eserlerin yazarlarını sıraladığını belirteyim.[1]

Geçen günkü yazımda, merhum Esad Coşan Hocaefendi’nin, İbrahim Müteferrika’nın, ‘din değiştirme’ sürecine atıfla kaleme aldığı ‘ileri sürülen’, Risale-i İslamiyye’si üzerine, Matbaacı İbrahim-i Müteferrika Risale-i İslamiye (Tenkidli Metin) başlıklı çalışmasına kısaca değinmiştim.[2]

Bu anlamda, İbrahim Müteferrika’nın, salt bir matbaa kurucusu değil veya matbaayı, Batı’dan Osmanlı toplumuna aktaran bir kişi olmadığı, aksine -bilindiği kadarıyla- bireysel nitelikleri ve yaptığı iş dolayısıyla sergilediği, bilgi ve teknoloji yararlılığı konusunun yeniden ve de eleştirel bir şekilde ele alınmasına imkân tanıyor.

Esad Hoca’nın, Risale-i İslamiyye’yi konu olan çalışmasında (1993) atıfta bulunduğu sosyolog – siyaset bilimci Niyazi Berkes’in, 1962 yılında yayınlanmış olan makale çalışması, bu alanda yapılan önemli eserler arasında yer alıyor. Özellikle, 1950 sonrası modern dönem dikkate alındığında buna, ilk demek bile mümkün gözüküyor.

Tezcan Hoca’nın sorgulaması

Bu yazıda, yine kısaca olmak şartıyla tarihçi, Baki Tezcan Hoca’nın yukarıda isimleri geçen iki yazarın eserleri ve İbrahim Müteferrika’nın Risale-i İslamiyye’si adlı çalışmasına dair yaklaşımına yönelik görüşüne değineceğim.

Giriş’te, Risale-i İslamiyye’yi bir anlamda tanımlama çabasının bir ürünü olan, ‘ileri sürülen’ ifadesi, Tezcan Hoca’nın 2024 yılında bir kitap bölümü olarak yayınlanan çalışmasında bu konuyu eleştirel bir şekilde gündeme getirmek suretiyle, söz konusu Risale’nin adından başlayarak, içeriğine dair bir dizi eleştiriler ortaya koyuyor.

Böylece, ilk yazının ardından bu yazı ile, İbrahim Müteferrika ve çalışmasına dair, üçüncü bir yazarı ve görüşünü de kısaca gündeme getirmiş olacağım.

Baki Hoca’nın tezinin, ilgili birkaç alanda olduğunu söylemek mümkün. Bunlardan ilki, İbrahim Müteferrika’ya ve onun Risale-i İslamiyye eseri üzerinden, Osmanlı devleti’ne biçilen rol ve anlama yönelik eleştiri oluşturuyor.

Bu bağlamda, Baki Hoca, birbirine gayed zıd siyasal ideolojik kampta yer alan Esad Hocaefendi ve Berkes Hoca’nın bir anlamda, aynı yerde buluştuklarına işaret ediyor.

Ve bunun üzerinden, ortaya konulduğu iddia ettiği, yanlış söylem ve yaklaşımları düzeltme konusunda çabasını sergiliyor.

Polemik-müjdeleme ve ‘deconstruct’

Bir önceki yazımda, İbrahim Müteferrika kaleme aldığı Risale-i İslamiyyesi’nin ‘Tevhid’ inancı ile ilişkisi ve bu sürece dair açıklamaları ile bu eseri sayesinde onun, Batı’da -yine o dönemlerde var olduğu anlaşılan- Kutsal metinlerde, ‘müdjeleme’ konu alan çalışmalar halkasına eklenmesine vurgu yaparak bitirmiştim.

Baki Hoca, İbrahim Esad Hocaefendi ve Berkes Hoca’nın, İbrahim Müteferrika’nın bu eseri üzerine kaleme aldıkları eserlerde onun, Müslüman oluşu konusundaki düşüncelerinin doğru olmadığı gibi, Risale-i İslamiyye’nin ‘müjdeleme’ tipi çalışmaları içerisinde de yer alamayacağını ileri sürüyor ve bunu yaptığı araştırma ile kanıtlamaya çalışıyor.

Baki Hoca, çalışmasının 46. sayfasının sonlarında “… I deconstruct both the portrait of İbrahim Efendi drawn by Berkes and the Risale-i İslamiye itself”, diyerek yaklaşımını sergiliyor.

Bunun devamında, “… Coşan’s representation of İbrahim Efendi and the Risale-i İslamiye is much softer as Coşan really follows in Berkes’ footsteps, taking most of his claims as a given and adding only a couple of twists to Berkes’s portrait of İbrahim Efendi”,[3] demek suretiyle, yani, “Coşan, İbrahim Efendi ve Risale-i İslamiye anlayışında, Berkes’in -bir iki husus  dışında- izinden gidiyor” diyor.[4]

Coşan Hoca’nın, Berkes’in çalışmasını okuduğu zaten yaptığı atıflardan belli oluyor. Berkes’in görüşlerini benimsiyor oluşunu ideolojik bir zeminden ziyade, ortaya konulan anlatının bilimselliği, rasyonalitesi çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Kaldı ki, Baki Hoca’nın bizzat kendisinin de söylediği üzere Esad Hoca’nın hem fikir olmadığı alanlar da bulunuyor. Bunun yanı sıra, Esad Hoca’nın başka kaynaklara atıf yaptığını görmezden gelmemek gerekir. Bu anlamda, Kaynakça bölümü bize, kayda değer ipuçu veriyor.

Dikkat çeken bir diğer eleştiri, İbrahim Müteferrika’nın Latince-Osmanlıca karışımı olarak Risale-i İslamiyye’nin girişinde Tevrat’tan alıntıyla yer verdiği paragrafın Esad Hoca tarafından incelenmediği yönünde. Bu yaklaşımı, araştırma nesnesini kapsamlı/detaylı bir şekilde ele alma noktasında dikkate değer olduğuna kuşku yok.

Bununla birlikte, İbrahim Müteferrika, bu Latince-Osmanlıca karışımı paragrafı ardından gelen paragrafda yorumluyor. Bunu, Baki Hoca da ifade ediyor.[5]  

Esad Hoca’nın, bu ‘detay araştırmaya’ ihtiyaç duymamış olabileceği konusunda, Tevrat’da geçen Hz. Peygamber’in son peygamber oluşuna dair ifadenin, İslam bilim çevrelerince yeterince bilinmesiyle açıklamak mümkün. Hatta, bu bilginin günlük cami sohbetlerinde yer alacak kadar yaygınlık kazanmış bir bilgi olduğunu söyleyebiliriz.

Risale-i İslamiyye

Peki, Tezcan Hoca, Risale-i İslamiyye için ne diyor?

Din-i bir risale olmasından ziyade, yazıldığı dönemin sosyal ve özellikle de siyasal-askeri gelişmeleri karşısında ortaya konulmuş bir propaganda aracı bir başka ifadeyle “savaş propagandası” olarak tanımlıyor. 17. yüzyıl sonunda Karlofça süreci (1699) Osmanlı’da askeri yapılaşmanın zaaflarının giderek ciddi olarak ortaya çıkışıyla bağlantılı olarak toplumda oluşan hissiyata yönelik bir ön alış belki de…[6]

Tezcan Hoca, temelde, bu iki çalışma üzerinden modern Türkiye’de kollektif aidiyet bağlamında, İslamın yer ettiği merkezilik ile İbrahim Müteferrika’nın -özelde yukarıda bahsi geçen, iki araştırmacı tarafından ortaya konuluşundaki benzerliğe vurgu yapıyor. Ya da, bir başka deyişle bu vurguya eleştiri getiriyor.

Baki Hoca’nın bir kitap bölümü olarak yayınlanan bu çalışmasının başlığında bir vurguya dikkat çekmek gerekiyor. O da, “modern Türk tarihyazımı”.

Hoca’nın bundan kastı, Berkes ve Coşan’ın çalışmaları ise, iki eseri de, -en azından pür anlamda veya Baki Hoca’nın yer aldığı akademik temeller içerisinde düşünmek mümkün değil.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Berkes ve Coşan’ın çalışmalarını, daha çok dini-entellektüel yapı ve değişim üzerinde değerlendirmek gerekir. Bu noktada, onların ‘bilimsel’ yaklaşımlarını örneğin, Adnan Adıvar’ın aynı konudaki yaklaşımı ile birarada görmek mümkün.[7]

Buna ilâve olarak, ne bireysel olarak ne de ortaya koyduğu akademik çalışma olarak, “İslam’ın merkeziliği” bağlamına oturduğu söylenebilir.

Bu noktada, Baki Hoca’nın yaklaşımının daha çok, De Saussure Czezarnak ve Karaçson Imre gibi yazarların görüşlerine yaklaşıp yaklaşmadığını incelemek gerekiyor.

Tezcan Hoca ne diyor?

Tezcan Hoca’nın yukarıda kısaca ele aldığım eleştirel yaklaşımın ardından onun akademi dünyasına ve genel kamuoyuna ne söylemek istediğine dair bazı görüşleri sadeleştirerek aktarayım.

-İbrahim Müteferrika, pragmatist ve fırsatçı olarak bu eseri kaleme almıştır. Bunu, bir yandan dömein Osmanlı ‘askeri’ gerilemesi karşısında develet ve topluma ‘entellektüel’ bir zemin kazandırma ve kendisini de, Osmanlı siyasi eliti nezdinde öne çıkartmak amacıyla yapmıştır.

-Niyazi Berkes, İbrahim Müteferrika’nın eserini yani, Risale-i İslamiyye’yi, -pek de, okumadan-, sekülerleşme tezine kaynak sağlamaya yönelik olarak -ve de yanlış yorumlayarak- Müteferrika’yı ‘Birlikçilik’ (Unitarianism) ile ilişkilendirmiştir.

-Esad Coşan Hocaefendi, profesörlük çalışması olarak kaleme aldığı İbrahim Müteferrika’nın Risale-i İslamiyye çalışmasını çokça -ideolojik olarak en öte kutupta yer alan Berkes’e dayandırmıştır. Ayrıca, İbrahim Müteferrika’nın Latince-Osmanlıca karışımı olarak çalışmasının girişinde verdiği, Hz. İsa’dan sonra Hz. Peygamber’in gelişini müjdeleyen İncil’den çıkartılan ayetle ilgili ‘delil’ mahiyetindeki ifadeleri, otantik kaynaklarından yakından incelememiştir.

Evet, bu yaklaşımları detaylarıyla akademik bir makaleye dönüştürmek mümkün.

Tezcan Hoca’nın, akademik ve bilimsel çalışmaların doğasına dair olduğuna kuşku duymadığım bazı açılımları noktasında hem fikirim.

Bununla birlikte, Tarihçi Tezcan Hoca’nın, “dinler tarihi, karşılaştırmalı dinler vb. alanlara ait olduğu görülen İbrahim Müteferrika’nın Risale-i İslamiyye’sini konu alan iki çalışma üzerinden ne tür bir değerlendirme yapmak istemiştir?” sorusunu da gündeme getirmeliyim.

Kuzey Amerika’da bulunduğundan hareketle, Unitarianism’le ilgili okumalarının, ilgili akademik konuşmaları dinlemiş olmasının getirdiği bir akademik açılımdan bahsedilebilir. Ve buradan hareketle, Niyazi Berkes’in İbrahim Müteferrika’yı ‘unitarianism’le ilişkilendirmesinin yanlışlığını ortaya koymak istemiş olabilir.

Bazı alternatif görüşleri de eklemek mümkün. Ancak yazıyı fazla uzatmamak adına bununla yetineyim.

Son olarak, Tezcan Hoca’nın Berkes ve Coşan Hoca bağlantısından hareketle “Sünni Müslüman Türk olgusunu Türkiye’de modern kollektif kimliğin merkezine oturtan modern Türk milliyetçiliğinin aynı zamanda Osmanlı’daki bilim adamları üzerinde de aynı şekilde güçlü bir nüfuz oluşturduğu”nu ileri sürüyor. Gayet genellemeci ve bazı tezatları içeren bu görüşü ele almamız mümkün.

Ancak, Tezcan Hoca bizzat kendisi bu yönelimi sergileyenlerin bir yanda, ülke üniversitesinden atılan Berkes ile ülkede, İslamcı-entellektüel geleneğin temsilcilerinden Coşan Hoca’nın nasıl olup da, “modern Türk milliyetçiliği’ne hizmet ettiklerini bu makalesinde derinlemesine ele almıyor.

İbrahim Müteferrika’nın Risale-i İslamiyyesi’nden geri kalan ise, bir “polemik” ürünü olmasından başka bir şey değil…

Ancak, Tezcan Hoca’nın pek de gündeme getirmediği bir husus var.

O da, İbrahim Müteferrika’nın sıradan bir Hıristiyan değil, ilgili kilise öğrenimini başarıyla tamamlamış ve ‘üstadları’na meydan okuyacak denli, Hıristiyanlığın ‘sakladığı’ bilgileri araştırıp anlayacak kadar ‘bilimsel titizlik’ sergilemiş bir kişi olmasıdır.

Bu konuda yazmaya devam edeceğim.


[1] Niyazi Berkes. (1962). “İbrahim Müteferrika”, TTK Belleten, Cilt 26, Sayı 104. (Ekim), s. 716. (715-737).

[2] Bu çalışmanın yeni baskısı yapıldığı gibi, Esad Hoca’nın profesörlük çalışması olarak gündeme gelen bu eser Süleymaniye Kütüphanesi’nde müstear ismi ile de yer alıyor: Bkz.: Halil Necatioğlu. (1982). Matbaacı İbrahim-i Müteferrika ve Risale-i İslamiye Adlı Eserinin Tenkidli Metni, Ankara: Elif Matbaacılık. (https://portal.yek.gov.tr/works/detail/681276).

[3] Baki Tezcan. (2024). “Secularist Anxieties Meet Evangelical Ones in Modern Turkish Historiography: İbrahim Müteferrika and the Risalei- İslamiye”, Transforming Empire: The Ottomans from the Mediterranean to the Indian Ocean, (ed.: Serpil Atamaz, Onur İnal, Alexander Schweig), Leiden: Brill, s. 46-7. (45-69). Tezcan Hoca, bu yaklaşımını çalışmasının alt başlığı olarak da kullanıyor. Bkz.: s. 51)

[4] Tezcan. (2024). A.g.e., s. 62.

[5] Tezcan. (2024). A.g.e., s. 49.

[6] Tezcan. (2024). A.g.e., s. 50-51.

[7] Berkes. (1962). A.g.e., s. 715.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

CEVAP VER