GÜNLÜK YAZILAR, SOSYOLOJİ-TARİH

Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerinde Saffet Bey ve Anthony Reid’in görüşlerinin benzerliği (2) / The similarity between the views of Saffet Bey and Anthony Reid regarding relations between the Malay world and the Ottoman State (2)

E-posta
Paylaş f X in wa

Mehmet Özay                                                                                                            24.09.2026

Malay Dünyası ve Osmanlı ilişkilerinde sembolik önemine kuşku olmayan, “iki gemi” olgusuna dair yazı dizisine devam ediyorum.

Bir önceki yazıda, Saffet Bey’in makalesinde Rumiler gerçeğini ortaya koymuştum.

Rum/i

Bu makale üzerinden Osmanlı’nın Açe ile ilişkilerine dair, ilk önemli makaleye imza atmış olan Anthony Reid, her nasılsa Saffet Bey’e atıfla ‘Rumi’ konusuna kendi makalesinde değinmiyor.

Sadece, ilk sayfada Malay kaynaklarında ele alınan ‘Rum’ olgusuna değindiği kısım ki, o da konuya giriş yapma anlamında önce Yunan/Roma, Bizans ve ardından, Osmanlı’ya miras kalan ‘Rum’ ya da kaynaklarda geçtiği haliyle söylemek gerekirse ‘Raja Rum’ kavramına kısaca değinmekle sınırlandırıyor.

Bu noktada, Reid, özellikle Nureddin er-Raniri tarafından kaleme alınan Bustan’un Salatin başlıklı eserde, doğrudan Osmanlı’ya gönderme yapan bölümlere dikkat çekiyor.

21 gemi ve tehir

Sultan 2 Selim emriyle hazırlanan -irili ufaklı- toplam 21 parça geminin,[1] Yemen isyanı nedeniyle Sumatra’ya gidememesi konusunu, “… Tam kalacakları sırada, Yemen işi büyüdü. Gemilere çok iş çıktı. Ne yapsınlar, işi bir yıl sonraya bıraktılar. Filo bu yılı Mısır’dan Moha’ya, Aden’e asker taşımak Yemen denizi yolunu kesmek ile uğraştı… ” diyerek  ortaya koyuyor Saffet Bey.[2]

Ve ardından, yine 2. Selim’in Açe elçisi Hüseyin’e atıfla başlayan kısa metnine dikkat çekiyor: “… Yemen canibinde fitne zuhur edip, de’i ve ref’ileri ehem mühimmetten olmağın, vilayet-i Hinddiye irsal olunacak donanma-i humayun bu sene tehir olunmuştur… ”[3]

Yani, yukarıda zikredilen 21 parça geminin Sumatra’ya gitmesi zikredilen tarihte yani, 1568 yılının hemen başlarında (5 Ocak 1568) mümkün olmuyor.

Gittiler, ama nasıl?

Bunun ardından, Saffet Bey, 2. Selim’e herhangi bir atıf yapmaksızın, gemilerin Sumatra’ya gittiğini imanın ötesinde bir yaklaşımla ortaya koyuyor: “… Şu halde seferin de ‘976’da (1569) olduğu görülüyor. Ve oraya vardığı biliniyorsa da işi ne kadara kadar götürebildikleri karanlıktır… ”[4]

2. Selim’e atıf yapmayan Saffet Bey, bir sonraki sayfada, “Raca ailesine mensup bir zatın ifadesi” alt başlığında bir sözlü anlatıya dayanarak Osmanlı gemilerinin Sumatra’ya ulaştığını söylüyor.

İsmini vermediği bu Açe’de siyasi elit veya yöneticilere verilen ‘Raca’lardan birinin kim olduğunu bilmiyoruz.

İlginçtir, Anthony Reid her nasılsa bu anlatıdan hareketle, ilgili Açeli Raca’nın, İstanbul’da Saffet Bey’le görüşen bir kişi olduğunu dile getiriyor.

Hem de tarih veriyor “1911 yılı Ekim ayın”da diyerek tarih de veryior.[5] Oysa Saffet Bey böyle bir tarih vermediği gibi, ilgili kişinin kendisiyle İstanbul’da buluştuğuna dair de bir şey söylemiyor.

Sözlü anlatı

Daha önceki yazılarda dikkat çektiğim bir isim vardı: Konsolos Erşad Bey.

Zaten, Saffet Bey de, ilerleyen sayfalarda “Yine, Erşad Bey efendinin gönderdiği kağıtlar arasında” diyerek ona atıfta bulunuyor. Dolayısıyla, yukarıda dikkat çekilen Açeli ‘Raca’ İstanbul’a gelen biri değil aksine, Batavya’da[6], Erşad Bey konsoloshane’de ziyaret eden kişi.  

“Kağıtlar” ifadesini yabana atmamak gerekir. Bu husu, bir tarihçi olduğu anlaşılan Saffet Bey’in böylesine önemli bir konuda dayanak noktasını sadece, “kağıtlar” ve belli belirsiz birkaç kişinin ifadelerine dayandırmış olması üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Raca’nın anlatısında geçen “… Açe’den giden heyetin reis-i halife Ma’dum isminde bir zat idi” ifadesine karşı Saffet Bey bir yorumda bulunmuyor. Ancak, Osmanlı kaynaklarında adı Hüseyin olarak geçen biri olduğuna daha önce değinmiştik…

Bunun yanı sıra, hem Saffet Bey, hem de ondan ilhamla makalesini kaleme alan Anthony Reid’in ortaya koydukları “iki gemi” olgusuna dair bulgunun temel ekseninde Raca’nın anlatısında yer alan, “… Vaktiyle Sumatra Racası tarafından bir heyet-i mebusu gönderilip dersaadette zat-ı hazret-i hilafetpenahiden muavenet talep edilmiş ve bu müracaat üzerine buraya dersaadetten iki sefene-i Osmaniye gelmiş ve askeriden ve erbab-ı zanaattan birçok muallimin vasıl olmuştur… ”[7]

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Osmanlı’nın Sumatra’ya gönderdiği varsayılan “iki gemi” olgusunun temel dayanağı bu Raca’nın anlatısına dayanıyor.

Dayanak

Bununla birlikte, Saffet Bey’in, her nedense -bir dayanağı olmaksızın-, Osmanlı’nın hazırladığı gemilerin tamamının Yemen seferi sonrasında Sumatra’ya gittiği yönünde ciddi bir eğilimi var ve bunu Raca’nın “iki gemi” söylemiyle bir anlamda karşılaştırarak ortaya koyuyor.

Bunu şu şekilde dile getiriyor: “… Lakin gemilerin sayısıyla ayrılıyorsa da, belki ikisi orada kalmış olabilir. Bununla beraber, o yıllardaki koca Portekiz filosunun yol uğrağından geçmek için iki geminin gidemeyeceği, bu kadar silah ve cephane ve adamı, öyle iki gemiyle göndermenin akıllı iş olmayacağı göz önüne alınırsa, yine bizim vesikalarda olduğu gibi o filo azdan aza yirmi tekneden aşağı değil idi… ”[8]

Saffet Bey’in, burada, Raca’nın aktardığı bilgiye yani, iki gemi olgusuna, bir şekilde eleştirel bir yaklaşım da sergilediği görülüyor.

Koskoca Hint Okyanusu’nu iki geminin hem de, Portekiz gibi bir tehdidin varlığı karşısında kat edemeyceği ve Sumatra’ya ulaşamayacağı gibi gayet ‘mantıksal’ bir çıkarımı ortaya koyuyor.

Saffet Bey aslında bu yaklaşımıyla, daha önce yazdığım ve bir “uzman kişi”nin görüşü olarak dile getirdiğim denizcilik gerçeğiyle örtüşen bir yaklaşım sergiliyor.

Bir tekrar olsa da, şunu söylemekte yarar var…

Saffet Bey’in “bizim vesikalar” dediği veri, temelde hazırlanan filoyla ilgili. Yoksa, o filonun Sumatra’ya gitmesiyle ilgili değil…

İkinci referans

Saffet Bey’in ikinci referansı Abdülaziz adında bir Osmanlı vatandaşının Kuzey Sumatra’ya yaptığı seyahatte karşılaştığı olgular.

Bu zatın kim, neyin nesi, ne görev atfen, neye binaen Kuzey Sumatra’ya gittiği, seyyah ise başka nereleri gezip gördüğüne dair elimizde veri yok. En azından Saffet Bey bu hususlara açıklık getirmiyor.

Saffet Bey’in bu kişiden aktardığı ifadeler şöyle: “… 1898’de Açe’ye gitmiş idim. ‘Melaboh’ racası Teuku Süleyman ile görüştüm. Bu seferden söz geçmiş iken, ‘O toplardan kalan var mı?’ diye sordum. Birinin Sumatra’da hükümet konağında bulunduğunu haber verdi. Bir tanesini de Cava’da buldum. Açe’de bazı Türk mezarları, Türk yollu adamlar gördüm. Yazık ki, bunlar bir şey bilmiyorlardı. Yalnız Türk olduklarını söylüyorlardı. Başka bir şeye rastlamadım… ”

Burada bir iki detay var…

İlki, Sumatra’da hükümet konağı. Bununla Banda Açe’deki valilik mi kastediliyor? Nihayetinde seyyah Abdülaziz Açe’ye gittiğine göre Sumatra değil, Açe hükümet konağı olmalı. Ve o dönemde Açe hükümeti değil, Hollanda sömürge yönetimi olduğuna dair bir veri ortaya konmuyor.

Anthony Reid, bu bölüme atıfta bulunuyor. Ve ‘Melaboh’ yerine ‘Meureudu diyor’.

Reid bu metni kendisi okumadığına göre, kendisine aktaran kişiden işittiği veya yazdığı kadarıyla bir çıkarımda bulunarak Batı Açe’deki Melaboh yerine, Kuzey Açe’deki Meureudu bölgesini zikrediyor kasıtlı olmayarak.[9]

Saffet Bey makalesini, şu cümlelerle bitiriyor: “… Bu sefer üzerine topluca bir şey söylenebilirse o da, bu seferi ettik. Gidenlerin çoğu orada kaldı. Bu güne kadar yerliler bunu unutmamışlardır. Makalemiz kısa ve dar olmakla beraber, tarihimizde karanlık kalan bu seferi oldukça aydınlatmağa yardımı olmuş sanırız… ”

Saffet Bey’in bir tarihçi veya sosyal bilimci olarak bu konuyu ne denli ciddi bir şekilde ele aldığı tartışması sadece onun şahsıyla ilgili bir mesele değildir.

Bunun yanı sıra, bu çalışmayı Malay Dünyası ve Osmanlı ilişkilerinde temel sayılabilecek bir makalesine konu edinen Anthony Reid’in benzer bir sürece eklemlenmiş olması da gayet ilginç bir durumla karşı karşıya bulunduğumuza işaret ediyor.


[1] “… Süveyş’de on beş ve sonradan dört daha katılarak on dokuz kadırga, gidecek eşya ve askeri taşımak üzere üç parga garube…” (Saffet Bey. (1327/1912). “Bir Osmanlı Filosu’nun Sumatra Seferi”, Tarihi Osman-i Encümeni Mecmuası, Kanun-u evvel 1327 (December 1912), 11. Cüz, Ahmet İhsan Şürekası, s. 679. (678-683).

[2] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 680.

[3] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 680.

[4] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 681.

[5] Anthony Reid. (1969). “Sixteenth Century Turkish Influence in Western Indonesia”, JMBRAS, Vol. X, No. 3, December, s. 413.

[6] Günümüzdeki Jakarta’dır.

[7] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 682.

[8] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 683.

[9] Anthony Reid. (1969). A.g.m. s. 414.

Yazar hakkında

Mehmet Ozay

(English) He was born in Istanbul on 30th January, 1969. He started his academic career at Hacettepe University and later on received Bachelor’s Degree from Marmara University, graduating in 1997 from the Department of English Teacher Training, Education Faculty. He went on to earn his Master’s…

Profil ve yazıları görüntüle →

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.

tr_TRTürkçe