Mehmet Özay                                                                                                            16.06.2026

Küresel belirsizlikler karşısında, ulus-devletleri idare eden siyasilerin çözüm arayışlarının yanı sıra, akademi ve düşünce dünyasının da bu alanda söz söylemekte olduğu görülüyor.

Akademisyenler, kendi tekil alanlarında ya da ait oldukları akademilerde veya alternatif olma iddialarıyla öne çıkan düşünce kuruluşlarında, küresel çapta yaşanmakta olan belirsizliklere çözüm önerileri üretiyorlar.

Bunlardan biri, Patrick O’Sullivan ile Paolo Ricci ve Ola Ngau’nun kaleme aldıkları, “Zorbalığın ve Jeo-Politik Anarşi’nin Engellenmesi: Bir Ulus Ötesi Dünya Düzeni Önerisi” olarak çevirebileceğimiz, “Overcoming Gangsterism and Geo-Political Anarchy: The Case for a Supranational World Order” adlı kitap bunlardan belki de, kitap boyutunda en son gündeme getirilenlerden biri.

Prof. Patrick O’Sullivan, bu yıl yayınlanan bu eserle gündeme getirilen temel argümanı bugün, Malaya Üniversitesi Asya-Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nde (Asia-Europe Institute -AEI) akademisyen ve öğrenciler önünde tartışmaya açtı.

Zorbalık ve alternatif küresel yönetim

Eserin temel argümanı, mevcut küresel yönetişimi ve var olan uluslararası normları hiçe sayarak yaşanmakta olan çatışmalar ve savaşlar dolayısıyla tecrübe edilmekte olan krizi sona erdirmeyi hedefleyen bir yaklaşım…

Bu yaklaşım, küresel yönetişimde Avrupa Birliği ve ASEAN’a biçilen kapsamlı ve öncü bir rolle bir tür küresel üst yönetim çağrısını içeriyor…

Temel hedef, savaş ve askeri yapılaşmaları önlemeye yönelik bir girişim.

Öneride yer verilen Avrupa Birliği ve ASEAN’ın seçilmiş olması bir tesadüf değil…

Her iki küresel yapılaşmanın birlik-içi sivil siyaset ve diğer yapılaştırıcı unsurlarının dinamizmleriyle oluşturdukları ‘barış’ ortamının küresel boyuta taşınması.

Üzerinde durup konuşmaya değer bir konumu?

Evet, göz atmakta yarar var. Nihayetinde, aklı eren, vicdan sahibi herkesin aramakta olduğu çözüm yollarından birinin belki de burada olduğunu fark etmek mümkün…

O’Sullivan konuşmasında, eserde yer verilen bazı detayları paylaşması, akıllara bir tür hibrid yönetim oluşumunun gündeme getirilmekte olduğu kanaatini uyandırıyor.

Buna değinmeden önce, eserin neye karşı çıktığına kısaca değinmekte yarar var. aslında başlık bize, bir süredir küresel yönetişimde olan biteni anlamaya elverecek dinamikleri içeriyor. ‘Gangester’ kelimesini ‘Zorbalık’ olarak çevrimekte bir mahsur olmadığı kanaatindeyim.

Nihayetinde, sadece son birkaç yıldaki gelişmeler dikkate alındığında örneğin, Rusya’nın 2022 Ukrayna işgali, İsrail’in 2023 Filistin saldırıları, ABD’nin 2026 Kolombiya girişimi, ABD ve İsrail’in 2026 İran saldırıları bize jeo-politik ve jeo-ekonomik kazanımları hedefleyen girişimlerin küresel yönetişim olgusu bir başka deyişle uluslararası hukuk ve ilgili tüm anlaşmaları hiçe sayan ve sanki tarihsel bir zorunlulukmuş gibi birbiri peşi sıra ortaya çıkan gelişmelerdir.

Bu gelişmeleri birbiri peşi sıra ortaya çıkmasını gelişigüzel birtarihsel benzerlik ile açıklamak yerine, daha rasyonel bir yaklaşımla uluslararası yönetişim normlarında son dönemde yaşanan kırılmaların doğrudan bir sonucu kabul etmek gerekir.

Benzeri etkinliklerde olduğu gibi, bugün de bu etkinlikte Antonio Gramsci’nin, “Dünya düzeni kay kaybediyor… Ancak, yerine yenisinin geleceğine dair bir emare yok” anlıman gelecek söylemi yer buldu…

Prof. O’Sullivan’ın temelleri noktasında ortaya koyduğu argüman, söz konusu uluslararası yönetişime karşılık gelecek içeriktedir.

Öneri, Avrupa Birliği ve ASEAN doğrudan ilişkililiği ve işbirliğiyle ortaya konulacak küresel ulus-devletler üstü bir dünya yönetişimidir.

Bu iki bölgesel birliğin geçen Var olan Birleşmiş Milletler kurumsallaşmasını reddetmemekle beraber, son dönemde yaşanan gelişmelerden rahatsızlık duyan tüm ulus-devlet yönetimlerinin de hem fikir olduğu şekilde, BM’nin işlevini yerine getirememekte olduğu konusunda bir ortak karar oluşmuş durumda.

Bu noktada, örneğin, BM’de beş temel ülkenin veto hakkı ile yapısal kararlılıklarını tüm ülkelere ve tüm küresel gelişmelere dikte ettirmelerini bu anlamda değerlendirmek mümkün.

Bağlantısızlar Birliği

Prof. O’Sullivan’ın, bir siyasal proje olarak ortaya konulan bu eserin içeriğinde yer alan Güneydoğu Asya olgusuna hem, akademik hem de, fiili olarak yabancı olmadığı anlaşılıyor.

Dönem dönem bölgede bulunmuş olması, bölgenin modern tarihinde ulus-ötesi veya ulus-aşırı bölgesel ve küresel yapılaşmaların ortaya çıktığının farkında ve bilincinde olması nedeniyle, konuşmasında önceliği, 1955 yılında, Sukarno liderliğindeki Endonezya’nın Bandung şehrinde düzenlenen ve Bandung Konferansı adıyla bugüne kadar varlığından bahsettiren ‘Bağlantısızlar Birliği’ girişimidir.

Bugünden o yıllara ve aradan geçen yıllarda ortaya çıkan gelişmelere bakıldığında temelde, Bağlantısızlar Birliği’nin kaçırılmış önemli bir fırsat olarak anlamak gerekir. Her ne kadar, çeşitli aralıklarla Bandung Ruhu’na atıf ve değerlendirmeler gündeme gelse de, bunların yapıcı ve sürdürülebilir kurumsallaşmaya yol açmadığı da bir gerçek.

Bununla birlikte, tüm çelişkilerine rağmen, bir bölgesel güvenlik evreni projesi olarak gündeme getirilen ASEAN’ı, Sukarno ile birlikte Jawaharlal Nehru, Cemal Abdül Nasır (Gamal Abdel Nasser), gibi dönemin Asyacı lider tipolojisinin öncü isimlerinin gündeme getirmeye çalıştığı bağlantısızlar birliğini bir ölçüde yansıtmakta olduğu düşünülebilir.

Bunu, Prof. O’Sullivan’ın konuşmasında ve de genel itibarıyla siyasi projesinde görmemek mümkün değil… Bu nedenledir ki, AB ile birlike küresel güçler karşısında alternatif bir uluslar-ötesi küresel yönetişim oluşumunda ASEAN’a rol biçebiliyor.

O’Sullivan’ın, iki bölgesel yönetişim modeli olarak AB ve ASEAN’ı gündeme getirmesinin, kendinde bir anlamlılığı bulunduğuna kuşku yok.

Kendisinin bir Avrupa vatandaşı olmasından hareketle O’Sullivan sunumunda temel ağırlığı, Avrupa Birliği ve tarihsel olarak Avrupa’da önce ulus-devlet ve ardından, AB’nin ortaya çıkışını -diğerleri bir yana- daha çok, Thomas Hobbes ve Immanuel Kant’ın siyasal felsefelerine atıfları gündeme getirdi.

ASEAN dinamiği

Eserin, bu enstitüde tartışılmasının bir tesadüf değil, kasıtlı ve bilinçli bir tercih olduğunu söylemeliyim. Nihayetinde, eserin Avrupa Birliği ve ASEAN bağlamı, içeriği, anlamı ve siyasal önerisi bize bunu açıkça gösteriyor.

Dolayısıyla, Malezya’da Asya ve Avrupa çalışmalarını bir çatı altında biraraya getiren tek akademik enstitü olma özelliği taşıyan AEI’de bu sunumun ve tartışmanın yapılmış olmasını, önemsemek ve dikkate almak gerekir.

Yaşanan belirsizlikler çağında özellikle, ABD ve Çin arasında son on yılı aşkın süredir giderek ivme kazanan ve gümrük tarifeleri ile güncellenen bir çatışmacı evrenle karşı karşıyayız. ASEAN’ın üye ülkeler, siyasi liderler ve akademi çevreleri tarafından, ABD-Çin arasında yaşanmakta olan çatışmacı gelişme karşısında bir anlamda, barış köprüsünü kurma konusunda yapıcı rol oynayabileceği söylemine tanık oluyoruz.

Prof. O’Sullivan’ın yayınladığı eserle ortaya koymayı arzuladığı tartışmada ASEAN’a, yukarıda dile getirilen boyuttan çok daha öte bir rol biçildiğini söylemek gerekir.

Bu gelişmeye eklemlenecek başta Ortadoğu, Batı Asya başta olmak üzere, diğer küresel gelişmeleri dikkate aldığımızda, küresel toplumun çatışmacı bir yapılaşmanın tehdidi altında bulunması karşısında, ASEAN’ın kurumsal yeterliliklerindeki zaaflara rağmen, AB ile birlikte küresel yeniden yapılaşmada rol alabileceği düşüncesine umutla bakmak gerekir.

Bu anlamda, O’Sullivan’ın, AB ve ASEAN ilişkiliğinden hareketle gündeme getirdiği alternatif bir dünya düzeni düşünecisini bir yere kaydetmekte yarar var.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

TINGGALKAN BALASAN