Mehmet Özay 18.04.2026
Başlık iddialı gibi görülebilir…
Evet, Macaristan seçimlerine atıfla bu başlığı kullanıyorum.
Avrupa bağlamında ‘siyasi sapmacı’ olarak adlandırılabilecek olan Victor Orban’ın 12 Nisan’da yapılan genel seçimleri kaybetmesinin ardından, Avrupa bu sefer yine Macaristan’la ve başbakan Peter Magyar’la demokrasinin yeniden güncellenmesine tanıklık ediyor.
Orta Avrupa’da görece küçük ülkelerden biri olan Macaristan’da, seçimlerinin doğurduğu bu sonucun, Macaristan toplumu ve siyasetinin ötesinde, Avrupa ve Batı siyasal düşüncesine ve bunun ötesinde, bir medeniyet projesine yapılan göndermelerle öne çıktığını göz ardı etmemek gerekiyor.
‘Küçük devlet’ nosyonu
Son dönemde, ‘küçük’ sıfatıyla anılan ulus-devletlerin, bölgesel ve küresel çapta siyasal, ekonomik, jeo-politik, kültürel vb. alanlarda ne gibi nüfuzları ve etkileri olabileceğine dair referanslara rastlamak zor değil.
Bugün, bunun en son örneğini, Macaristan seçimlerinin Avrupa ve genel itibarıyla, Batı’da oluşturduğu yeniden yapılanmacı yaklaşım oluşturuyor.
Aslında, seçimlerden bir gün öncesine kadar da, aynı küçük ülke, yani Macaristan, Rusya gibi Avrupa dışında farklı siyasal ve medeniyet yapılanmalarının nezdinde, Avrupa düşüncesine karşı olmanın en dirençli ve güçlü aracı kabul edilerek destekleniyordu.
Burada, Rusya vurgusuna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’ni göz ardı ediyor değilim.
Bu bağlamda, Rusya ve ABD’yi birlikte zikretmenin doğurduğu kayda değer ikilemi de, göz ardı etmemek gerekiyor.
Bununla birlikte, Batı kültür ve medeniyet alanında yer almakla birlikte, ABD’de Donald Trump’lı yılların doğurduğu ve geliştirdiği -temelde siyasal gibi gözüken ancak, medeniyet bağlamının göz ardı edilemeyecek ‘sapma’yı paranteze almak, bir an için mümkün gözüküyor.
Nihayetinde, daha önceki yazılarda değindiğim ve burada da üzerinde durduğum ‘Batı medeniyeti’ vurgusunun yapısal anlamda sürdürülebilirliği ABD’nin halen Batı medeniyeti içerisinde yer aldığını gizli/açık ima ediyor.
Bunu destekleyeci olarak, Macaristan seçimlerinin ardından, sabık ABD başkanı Barack Obama’nın, “demokrasi’nin zaferi” ifadesi sadece Macaristan’ın değil, Batı’nın temel siyasal felsefesine dönüşün ve yenilişin bir ifadesidir.
Hiç kuşku yok ki, Barack Obama’nın bu ifadesiyle, benzer bir sürecin bir an önce ABD toplumu ve siyaseti için de gerçekleşmesi temennisinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Yeniden yapılaşma
Yukarıda dikkat çektiğim yaklaşım, Avrupa düşüncesini oluşturan değerler bütününün ve bu bütünün bireysel, toplumsal ve siyasal yapılaşmalar üzerine etkisine yapılan vurgular karşımızda, sıradan bir seçim sonucu olmadığını ortaya koyuyor.
Macar toplumunun seçim sonuçlarını değerlendirmesinden başlayarak başta, Avrupa ve Batılı liderlerden gelen mesajlar ortada, genel itibarıyla Avrupa tarihsel ve felsefi gelişimlerinin ürünü olan değerler üzerine inşa edilen toplumsal yapıların varlığının yeniden güncellenmesi ve yenilenmesine işaret ediyor.
Macaristan’da yapılan genel seçimlerin sonuçlarının doğurduğu ve Avrupa şartlarında ‘olağan’ kabul edilmesi gereken yenilenme sürecinin temelde, var olan ancak akamete uğrayan veya bile isteye gerçekleştirilen sapmaların neden olabileceği bölgesel ve küresel etkilerinin boyutuna da ortaya koyuyor.
Avrupa bağlamı
Azımsanmayacak bir zaman sürecinde, diyelim ki, 20 yüzyılın son çeyreğinden itibaren- küresel çapta meydana gelen yoğun ve dinamik gelişmeler, ulus-devletlerde ‘otonom’ olduğu ileri sürülen siyaset sistemlerinin ve bunların doğal işleyiş süreçlerinde yer alan genel seçimler ilgili ülkelerin halklarının kendi ulusal siyasetçilerini seçmeleriyle sınırlı bir öge olmadığını bize öğretiyor.
Ulus-devlet sınırlılığının ötesine taşan bu durumu, en azından, 1970’ler ve 80’lerden itibaren yaşanan yine adına, ulus-devlet denilen yapılarda ortaya çıkan siyasal değişimlerde izlemek ve gözlemlemek mümkün.
Ve bu durumu, sadece Avrupa bağlamına hasretmekte imkânsız…
Küre’nin Kuzey’inden Güney’ine, Doğu’sundan Batı’sına, mevcut ulus devletlerin, diyelim ki, son elli yıldır tecrübe etmekte olduğu siyasal değişimler, bölgesel ve küresel sonuçlarıyla dikkat çekici olduğu gibi, söz konusu bu değişimlere konu olan siyasal yapıların, partilerin, ideolojilerin ve kültürlerin galibi ve mağlubuyla, her kesimi doğrudan ve yakından etkilediği ortada.
Macaristan’da yaşanan siyasal dönüşümü, ‘1968 Prag Baharı’ vurgusuyla öne çıkartmıştım ilk yazımda.
Aynı coğrafyada farklı siyasal süreçlerin ancak, benzer temel dayanaklar üzerine geliştirilmiş hareketlerin neticesi olarak gündeme gelmişti 1968 süreci.
2. Dünya Savaşı komünizminin Avrupa’da etkisinin bir sonucu olarak Çekoslavakya’nın, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) bünyesindeki varlığına rağmen, 1960’lı yıllar özellikle, Katolik grupların öncülüğü, kültürel ve entellektüel toplumsal yapıların ve kesimlerin desteğiyle, Sovyet komünist sistemine karşı alternatif arayışının bir ifadesiydi.
Ancak, Sovyet müdahalesi o süreçte, Macaristan’da ortaya çıkmayı hedefleyen ‘Bahar’ın süratle ‘Kış’a evrilmesine neden olmuştu.
Burada dikkat çekmek istediğim husus, Doğu Avrupa’nın 1960’lı yıllarındaki gelişmeler ile bugün aynı coğrafyada Macaristan’da, ‘demokratik’ yönetim süreçleriyle yaşanan değişimler sıradan bireylerin temel yaşam şartlarını, dini, kültürel ve entellektüel kurumların yapısal unsurları ve varlıklarını belirleyen özgürlükler-sınırlılıklar ikileminden neşet ettiğidir.
Bugün, Macaristan’da bir tek ferdin burnu kanamadan gerçekleşen değişimi, salt ‘ritüalist demokrasi’ pratiği ile açıklamak mümkün değil.
Bu nedenledir ki, Macaristan toplumunun ve de genel itibarıyla, Avrupa toplumunun 12 Nisan seçimleriyle ortaya çıkan değişime biçtikleri anlam ve bu değişimden beklentileri, Avrupa kültür ve medeniyeti bağlamında değerlendirilmeyi hak ediyor.
English and Indonesian versions translated with DeepL AI














