Mehmet Özay                                                                                                            28.05.2026

Kurban Bayram namazını, bu yıl şehir içindeki Pasar Seni yakınlarındaki Masjid Negara, Duta bölgesindeki Federal Mosque, Jalan Perak’daki Masjid Jamek gibi aşina olduğumuz camilerin yerine, şehrin bir banliyösünde kılmayı tercih ettik.

Bunun, iki temel nedeni vardı…

İlki, gözardı edilebilecek bir neden yani, namazın ardından, şehrin gürültüsünden uzak bir şekilde, doğanın çeşitli renklerini ve güzelliklerini temsil eden bazı mekânları ziyaret etmek, bayramın ‘banliyölerdeki’ sakinliğinden istifa etmekti.

İkinci neden ise, daha çok dini-sosyolojik bir temele dayanıyordu…

Yani, seçtiğimiz banliyönün yabancı işcilerin yoğun olduğu bir bölge olması ve kısmen de olsa bu işçileri bayram namazı vesilesiyle kalabalık bir topluluk olarak birada görmekti.

Bu amaçla, Rawang’da bulunan merkezi camilerden birine gitmeyi uygun bulduk.

Şehir-doğa

Şehrin kuzeyinden Malaya’daki Titi Wangsa dağ silsilesine paralel uzanan kuzey istikâmetine giden otobanda, Batu Cave, Selayang ve Templer’den geçip, yaklaşık bir saat mesafade ulaşılan Rawang’a, daha öncede birkaç kez gitmiştik.

Ve zaman zaman Kuzey’e yani, Tanjung Malim, Ipoh, Penang ve Kedah’a yaptığımız seyahatlerde de, bu bölgeden geçmiş olduğumuz için kısmen bölgeden ve insan topografyasından haberdardık.

Bu topografyanın özellikle, önemli bölümünü Bangladeşli ve muhtemelen, kısmen Myanmarlı işçilerin oluşturduğunun da farkındaydık.

Batu Cave ve Selayang’dan sonra Templer bölgesine ulaşmamızla birlikte, tek tük bireyler ve gruplar halinde bayram kıyafetleriyle Bangladeşli işçilerin bulundukları mevkiye en yakın camilere doğru yürüyüşlerine tanık olduk.

Bölge topografyasına, iklimine pek de alışkın olmayanlar için söz konusu bu ‘yürüyüşlerin’ doğal, kendinde bir eylem olduğu düşünülebilir.

Evet, Bangladeşli işçiler için bu ‘gayet doğal’ bir eylemdir.

Ancak, işçilerin yaşam sürdükleri fabrikaların, imalâthanelerin, inşaatların, plântasyonların bulunduğu ‘compound’lardan olası en yakın kabul edilen bir camiye ulaşmalarının biraz meşakkatli olduğunu söylemek mümkün.

Bu ‘cami yürüyüşü’ne sadece bir bölgede değil, bizim namaz için tespit ettiğimiz Rawang’ın bir bölgesindeki camiye kadar neredeyse, her yerleşimde yerinde rastlamış olmamız bir tesadüf değildi.

Mikro örnek: Bangladeşli göçmen işçiler

Evet, hedefimiz olan camiye vardığımızda tahminimizde yanılmamıştık.

Ve yol boyunca tanıklığımızın da teyit ettiği üzere cami, dış avlusuna kadar doluydu. Ve cemaatin büyük bir kısmı rengârenk kıyafetleriyle Bangladeşli işçiler oluşturuyordu.

Coğrafi ve kültürel olarak Hint Alt Kıtası’na bağlı kabul edilen Bangladeş toplumunun mikro bir örneği ile karşı karşıyaydık.

Cemaat, sadece değişik yaş gruplarından Bangladeşli erkeklerden ibaretti…

Evet, kadınlar ve çocuklar yoktu… Bu durum, ilgili toplumu en azından gözlemleme sürecinde bile, bir eksiklik kabul edilebilir.

Rawang

Bu noktada, Rawang’ın bölge için önemine dair birkaç hususa değinmek mümkün.

Rawang, Malaka Boğazı’na bakan batı sahil şeridi boyunca uzanan Selangor ile Perak Eyaletleri arasında bir geçiş bölgesidir.

Selangor Eyaleti’nin kuzey ucunde yer almakla birlikte, sahil şeridine yakınlığı, öte yandan iki önemli havalimanının bulunduğu Negeri Sembilan’a bağlı Nilai bölgesiyle bağlantısı ve dağ silsilesine paralel uzanan, irili ufaklı yerleşim yerleriyle ilişkisi, alt yapı açısından gelişmişliğini ortaya koyuyor.

Bu ziyaretimizde de gözlemlediğimiz gibi, bölgede halen yatay gelişme devam ediyor…

Bu durum, abartmadan söylemek gerekirse, son iki yüzyıllık tarihinde tedrici gelişmelere konu olan Selangor Eyaleti’nin bir coğrafi zemin olarak, bugün halen genişlemeye müsait olduğunu gösteriyor.

Söz konusu bu gelişmenin ekonomik kalkınma merkezli olması, bölgenin halen aşağıda değineceğim iş göçüne konu olduğunu ve olmaya devam ettiğine işaret ediyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, 800.000’i aşkın Bangladeşliyi göçmen işçi kabul eden Malezya’da bu durumun artarak devam edeceğini öngörmek mümkün gözüküyor.

İş imkânı ve zorunlu tercih

Rawang’ı, bu anlamda bir göçmen işçi cenneti yapan ise orman ürünleri, mobilyacılık, plântasyon ve bahçecilik, madencilik, makina aksamı, imâlat sanayiinin çok çeşitli iş kollarına ev sahipliği yapmasıdır.

Bu anlamda, böylesine zengin ve üretken iş kollarının insan iş gücü kaynağını yerleşik nüfusun ana omurgasını teşkil eden Malay Müslümanlar, çeşitli dini ve etkin yapılara mensup Çinliler ve kısmen -en azından- üç dört nesildir bölgede yaşam süren, Tamil ve Hint kökenlilerin doğrudan çalışmayacağı üretim sektörlerinde yer almalarının imkânsızlığını, doğal bir neden kabul etmek mümkün.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Selangor’un bu münbit bölgesi iç ne Selangor Eyaleti’inden ve ne de Malezya’nın diğer eyaletlerinden iç iş göçüne rastlamak mümkündür.

Bu anlamda, bu demografik yapıya mensup olanları yukarıda dikkat çekilen plântasyan ve imâlat sanayii alanlarında çalışmamalarının nedenlerinden biri, yerli nüfus topografyasına mensup hiç kimsenin içinde yer almak istemediği kirli, yorucu, düşük ücretli iş kollarını oluşturmasıdır.

Söz konusu iş kollarında yer almayı gönüllü olarak kabul ettikleri söylenerek bu göçmen işçi kitlesinin içinde bulunduğu durumu ‘doğal’, ‘kendinde’ bir gerçeklik kabul ederek üzerinde durulmaya değer bir konu olarak görülmeyebilir.  

Hak ve haksızlık

Belki, yüzeysel bir ‘mülâkat’ süreci gerçekleştirsek alacağımız cevap, tastamam buna yönelik olacağını öngörmek de mümkündür.

Ancak, detaylı iç gözlem, tanıklık ve hafıza bağlamlarını içeren derinliki bir akademik çalışmanın bize çok farklı bir evren ortaya koyabileceğini ansıtan bazı hususlar olduğunu da, unutmamak gerekir.

Örneğin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları raporları bize böylesi bir durumla karşı karşıya olunduğunu ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler, işlevini yitirmiştir… Birleşmiş Milletler, Müslüman toplumlara haksızlık yapmaktadır, vs.

Evet, hiç kuşku yok ki, hakkınız var…

Ancak, hem göçmen işçi kabul eden, hem göçmen işçi istihdamı sağlayan iki ülkenin de halkının kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu dikkate alındığında, bu iki ülkeye mensup ilgili devlet kurumları birimlerinin, araştırma kurumlarının, üniversitelerinin vb. var olan sorun/lar/a dair ne tür araştırmalar yaptıkları ve ne tür raporlar ortaya koydukları; bu raporların ne tür bilimsellik ve objektiflik unsurlarıyla bezeli olduğu; bu araştırma raporlarının ne tür siyasal politikalara evrilerek -öyle anlaşılıyor ki, mağdur olduğu ifade edilen göçmen işçi kesimlerinin doğal, insani, İslami haklarının verilmesine vesile olduğu konusuna açıklık getirmek gerekmez mi?

Vakit geçmiş sayılmaz…

Nihayetinde, işçiler halen varlar ve işlevlerini yerine getiriyorlar. Üstüne üstlük yeni ekonomik kalkınma süreçleriyle bölgenin yeni göçmen işçilere ‘hoşgeldin’ demesi de büyük bir olasılık…

Bu noktada, özellikle de, “maqasid al-shar’” konusunda çalışan ilgili uzmanların, bu konuyla ilgili verilerinin vicdanımızı rahatlatmakla kalmayacağı, somut olarak bize çözümler sunacağını ummak mümkün.

Coğrafya ve insan topografyasına yönelik yukarıda dikkat çekine gerçeklik ile bununla bir şekilde ilintili olan ekonomik üretim süreçleri, -ve belki de, eyalet yönetimi ve federal devlet söz konusu olduğunda ekonomik yatırım süreçlerinin sadece, Malezya’nın değil, küresel ekonomi ve yatırım süreçlerinin doğal bir yönelimi olduğu ileri sürülebilir.

Ancak, ortada düzeltilmeye matuf bir yanlışlığın veya yanlışlık silsilesinin olmadığı da söylenemez…

Hak ve adalet arayışlarında bundan sadece yaklaşık yetmiş yıl öncesine değin sömürge yönetimine maruz kalan Malay Müslümanlar, çeşitli etnik ve dini gruplarıyla Çinliler ve Hintlilerin gerek yönetim, gerek ilgili sektörlerdeki öncülükleri ve gerekse, iş kollarıyla olan yakın irtibatları onların bugün, bu sektörlerde işçi olarak yer alan dışarlıklı göçmen işçilere yönelik ilgilerinin sağlıklı bir şekilde yapılandırılmasına konu olmamış gözüküyor.

Bayramınız mübarak olsun Bangladeşli göçmen işçiler.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

CEVAP VER