Mehmet Özay 08.01.2026
ABD’de Trump yönetiminin gelişigüzel’ olarak adlandırılabilecek Venezüella çıkartmasının yankıları sürüyor.
Bu yankılar hem, ABD içerisinden ve hem de, küresel toplum ve ulus-devlet yönetimlerinden geliyor…
Küresel toplumu temsil olarak kabul edilen Birleşmiş Milletler’in, Pazartesi günü New York’taki toplantısı ve ortaya konulan görüşler, bu tepkilerin en açık göstergesi hükmünde.
Çoklu neden
ABD’nin, bu Latin Ameria ülkesi yönetimine karşı gerçekleştirdiği askeri harekatın yankıları, farklı nedenlere bağlı olarak devam ediyor.
Önce, Venezüelle’da ne olup bittiğine baktığımızda, karşımıza, 2024 yılı seçimlerini kazandığı iddia edilen ancak, sabık devlet başkanı Nicolás Madura yönetiminin iktidarını elde bırakmama adına ‘yönetimi ‘gasp ettiği’ iddiaları yer alıyor.
Trump yönetiminin, Venezüella’ya yönelik askeri girişiminin dayanaklarından birini, bu söylem oluşturuyor.
Bununla birlikte, ABD yönetimi Venezüella’ya yeni başkan atarken, kaygısının veya hedefinin sadece Venezüella’da demokrasiyi yeşertmek olmadığı da bir o kadar aşikâr.
Öyle ki, dün ABD’den gelen haberlerde, bizzat Trump’ın ‘demokrasi mi?’ yoksa, ‘petrol mü?’ seçeneklerinden ikincisine yeğlediği yönündeki yaklaşım gündeme getiriliyordu.
ABD askeri çıkartmasının bir diğer nedeni Venezüella’nın, ABD sınırlarına uyuşturucu trafiğinde oynadığı rol olduğu anlaşılıyor.
Bu çerçevede, Trump’ın bir süredir Venezüella’ya yönelik uyarısı ve kısa bir süre önce, uyuşturucu taşıdığı belirtilen sürat teknesine yönelik saldırı da açıkçası olası bir askeri girişimin sinyalleri hükmündeydi.
Bu durum, ABD’ye uyuşturucu trafiğindeki rolü nedeniyle başkan Maduro’yu cezalandırma düşüncesi fiilayata geçirilmiş oldu.
Bir diğer neden ise Venezüella’nın zengin petrol kaynakları ile ilgili…
Venezüella’nın petrol kaynaklarını ABD yerine Çin’e satışının yeni bir olgu olmadığı ve bu noktada, ABD-Venezüella anlaşmazlığının bugün ortaya çıkmış bir gelişme olmadığı biliniyor.
İşin içinde Çin’in olması, bir önceki yazıda dile getirdiğim üzere, görünür hedefte Venezüella olmakla birlikte, Trump’ın temel amacının en büyük rakibi Çin’e yönelik bir başka caydırıcı girişimde bulunmuş olmasıdır.
Trump kendinden emin!
Bununla birlikte, sayılan bu nedenlerin, ahlâki, demokratik, çıkar temelle olup olmaması Birleşmiş Milletler ve bazı ülke yönetimlerince dikkate alınabilecek nedenler olarak gözükmüyor.
Singapur’dan başlayarak ulus-devlet başbakanları ve başkanları açıklamalarıyla, Birleşmiş Milletler kararlarını ihlâl eden bir askeri çıkartmanın adaletsizliği üzerinde duruluyor.
Trump’ın ikinci başkanlık sürecine başladığı 20 Ocak 2025’den kısa bir süre başlattığı gümrük tarifeleri uygulaması ile neredeyse, tüm küresel toplumu karşısına almasının ardından, Venezüella saldırısı benzeri bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor.
Aradan, pek fazla süre geçmemesine rağmen ne, ABD yönetiminden ve ne de, bizzat Trump’dan küresel toplumun kaygılarını izaleye yönelik bir girişim ya da açıklama sadır olmadığına göre, Trump yine ‘doğru yaptığı konusunda kendinden gayet emin’.
Çin ne yapıyor?
ABD Venezüella’ya saldırısı ve Maduro yönetimine son vermesinin ana hedefinin Çin olması, gözlerin haklı olarak, Çin’e çevrilmesine neden oluyor.
ABD’nin saldırısının Çin’e yönelik kışkırtıcılığının sembolik göstergelerinden biri, saldırıdan bir gün önce Çin makamları ile Maduro yönetiminin başkent Caracas’da bir araya gelerek, işbirliği anlaşmalarını yenilemiş olmalarıdır.
Venezüella saldırısının Çin’i hedef aldığının bir diğer göstergesi, Çin makamlarının yaptıkları açıklamalarda kendini ortaya koyuyor.
Bazı gözlemcilerin, özellikle de, Güneydoğu Asya’daki siyasiler ve gazetecilerin, Çin’in, gümrük tarifeleri ile gündeme gelen çatışmacı ortamı yönetebildiği ve Trump yönetiminin gizli/açık çatışmacı politiklarının önüne aldığı yönündeki yaklaşımlara hak verilebilir.
Trump iktidarının birinci yılına girilirken, Çin’in, bugün ABD karşısında ikinci en büyük sınavla karşı karşıya olduğuna kuşku yok.
Çin yönetimi “kabul edilemezlik” söylemiyle ABD’nin Venezüella saldırısına yönelik tutumunu sözlü eleştirel bağlamda ortaya koyması, öyle anlaşılıyor ki, ABD’nin girişiminin vermek isteği mesajın hedefe ulaştığını ortaya koyuyor.
Trump’ın hedefinde, Çin’in olduğunu unutmayalım!
Trump bir başkan olarak, kararları kendi veriyor gözükebilir.
Ancak, Trump’ın önce gümrük tarifeleri ve ardından, Venezüella çıkartmasında görüşlerini tabi olduğu kesimlerin varlığını unutmamak gerekiyor.
Bunlara ister, küresel dev şirketler diyelim ya da isterse, Batı kapitalist sistemi diyelim sonuçta, Batı’da var olan ve küresel sistemi elinde tutan yaklaşımların bu süreçten vazgeçmeye niyetleri olmadığı gibi, bu süreci inkitaya uğratacak ve içinde Çin gibi bir devin de olduğu hiçbir yapıya hareket imkanı ve olanağı tanımayacaklarını hatırlatmakta yarar var.
Küresel toplumu temsil makamındaki Birleşmiş Milletler’in küresel sistemi düzenlediği ifade edilen uluslararası yasalar, kararlar, konsensuslar konusundaki hatırlatmalarının Batı egemen sistemi karşısında pek bir geçerliliği bulunmuyor…
Karamsarlık!
Çeşitli ülkelerden yapılan açıklamalar bakıldığında ortada gayet karamsar bir tablonun bulunduğunu söylemek mümkün.
Bu karamsarlığın nedeni sadece, tüm haksızlığına karşın Venezüella başkanına ve de Venezüella toplumunun maruz kaldığı onur kırıcı saldırı değil.
Bu karamsarlığın nedeni, Trump’ın küresel eylem ve girişimlerinde burada kalmayacağı ve önümüzdeki süreçte benzeri eylemlerle küresel gündemi ve kürenin geleceğini belirleyecek olmasıdır.
Bugün karşı karşıya kaldığımız durum, Trump’ın, salt Venezüella’yı yeniden dizayn etme çabasında bulunmadığıdır. Aksine, bunun dışında ve ötesinde, Trump yeni bir küresel sistemin inşası olarak imprator rolü oynamakta ısrarlıdır.
Trump’n kaybedecek hiçbir şeyi yok…
Biyolojik olarak yaşının 80’e dayanmış olması, ABD vatandaşı iş adamı olarak edindiği servet ve ardından, çeşitli kulüplerin adayı olarak başkanlık koltuğuna iki kez oturmuş olması Trump’ın imparatorca öz güvenini pekiştirmeye kafi unsurlardır.
English and Indonesian versions translated with DeepL AI














