Mehmet Özay                                                                                                            07.06.2026

Avrupa Birliği’nin, Batı Balkanlar’daki küçük ancak, farklı bağlamları ile önemli altı ülkesini Birliğe dahil etme çabasını  dikkatle ele almak gerekir.

Cuma günü Montenegro’da yapılan Avrupa Birliği ve Batı Balkan Ülkeleri Zirvesi  çerçevesinde ortaya konulan görüşler, AB tarafından, “yeni jeopolitik meydan okumalar” olarak tanımlanan, Çin ve Rusya gibi küresel güçlerin bölgeye nüfuz çabalarına yönelik bir ön almanın belirleyici olduğu, açık seçik ortaya konuluyor.

Diğerleri bir yana, Kuzey Makedonya dışişleri bakanı Timcho Mucunski’nin, Çin ve Rusya bölgeye nüfuz çabalarının ne denli hayati olduğuna dair yaptığı vurgu, Batı Balkanlar’ın yakın ve orta vade geleceği açısından yaşanabilecek riskleri hatırlatıyor.

Bununla birlikte, günümüz uluslararası ilişkileri, Çin ve Rusya gibi süper güçlerin jeo-stratejik eğilimleri ve projeleri vb. bağlamlarında anlamlandırmak kadar, tarihsel ve medeniyet boyutuyla da ele almak mümkün.

Bu yazıda kısaca dile getirmeye çalışacağım, ‘medeniyet projesi’ boyutunun bundan uzak ve imkânsız bir olgu olmadığını ileri sürüyorum.

Çeşitli alanlardaki pragmatik yaklaşımlarını göz ardı etmemekle birlikte, hiç kuşku yok ki, AB bir ekonomik ve siyasi proje olduğu gibi siyasal epistemolojisi bağlamında kendine özgü medeniyet yapılaşmasıyla dikkat çekiyor.

Batı Balkanlar

Söz konusu altı ülkenin yani, Montenegro, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’ın, dünyanın farklı bölgelerinde gözlemlendiği üzere, büyük güçlerin dominyonu veya piyonu konumuna düşürülebilme olasılığı bulunuyor.

Bugün, Avrupa Birliği’nin aklı konumundaki siyasiler ve kurumlar bu gelişmeyi göz ardı etmediklerini yeni açılım politikasıyla ortaya koyuyorlar.

Ve söz konusu altı Batı Balkan ülkesinin bu yüzyılın başında başlayan AB üyelik başvurularının hızlandırılması konusunu ciddi olarak öncelliyorlar.

Bu noktada, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın, geçtiğimiz Perşembe günü Belgrad ziyaretinde sarf ettiği, “Batı Balkanlar’ı içine alan genişleme, Avrupa Birliği’nin gerçekleştirmekte olduğu en önemli jeo-politik yatırımdır” sözünü, bu anlamda değerlendirmek gerekir.

Benzer şekilde, Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in ortaya koyduğu söylemde görüldüğü  üzere, ilgili Batı Balkanlar aday ülkelerinin Birliğe üyeliğe kısa sürede kazandırılmaları bağlamında teşvik edilmeleriyle ilgili olarak, AB pazarına katılımları ve AB kurumlarına gözlemci bulundurmalarının öne çıkartılmasını dikkate almak gerekir.

Bununla birlikte, Batı Balkanlar özelinde altı ülkenin AB’ye üyelik süreçlerini AB tarafından, salt maddi gelişmeler bağlamında, bir ön alma çabası ile açıklamak da mümkün gözükmüyor.

Medeniyet projesi

Nihayetinde, AB’nin bir ‘medeniyet projesi’ olduğu ifadesi yabana atılamayacak olduğuna göre, bu medeniyetin bazı temel parametlerinin bugün güncellenmekte olduğunu ileri sürülebilir.

Böylece, AB’nin yaşamakta olduğu tüm sorunlara rağmen, niçin altı yeni ülkeyle üyelik sürecini yürütmekte olduğu ve bunlardan birkaçının, yakın bir gelecekte üyelik statüsü verileceği ‘müjdesi’nin ortaya konulmasını mantıksal bir zemine oturtabiliriz.

Bu üyeliklerden ilkinin Montenegro olacağı ve bu küçük ülkenin, 2028’de AB’nin 28. Üye ülkesi olarak ilân edileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Bir başka ifadeyle, Avrupa medeniyet projesinin, temeller ve süreçler bağlamında, Rusya ve Çin ile ilişkisizliğinin bugün, dünyada süper güç konumlandırmasında gayet önemli yerleri olan iki ülkenin, jeo-politik ve jeo-ekonomik süreçleriyle Avrupa karşısında yer almakta oldukları aşikârdır.

Bu noktada, en azından AB açısından sorun, ‘maddi temellerle’ sınırlı bir alana haspedilemeyecek bir öneme sahiptir.

Girişte dile getirdiğim ‘temel parametrelere’ kısaca bakmakta yarar var.

Bunlar arasında, insan stoğu, coğrafi yakınlık, kültürel yapı gibi alanlar bize, AB merkezinde -diyelim mi, Fransa ve Almanya gibi- siyasal, kültürel ve medeniyet yapılaşmalarıyla ilgili düşünce ve kurumsallaşma süreçlerini elinde tutanların, Batı Balkanları kendi aralarına kabulü kolaylaştırıcı olgular olarak gördükleri anlaşılıyor.

Franko-German inisiyatifi

Fransa ve Almanya diyorum, çünkü Batı Balkanlar’daki altı ülkenin AB’ye katılımı, bu iki ülke adıyla anılan yani, “Franko-German inisiyatifi”nin bir ürünüdür.

İnsan stoğu yani, Balkan halklarının kendinde etnik ve milli yapılaşmaları kadar, bir yandan, Slav halkları öte yandan, -en azından, tarihin değişik evrelerinde gündeme gelen Latin ve Alman etkisi, bugün birer ulus devlet nosyonu altında varlıklarını sürdüren bu toplumları Kıta Avrupa’sına bağlayan hususlardır.

Coğrafi yakınlık hususunda, Avrupa’nın bir medeniyet projesi kabul edilmesi öncellendiğinde Güney’in ne tür katkısı olduğu sorgulandığında belki de süreci Helen ve Roma dönemleriyle başlatmak ve Rönesans ile ilintilendirmek gerekir.

Önceki iki dönem bir yana, üçüncüsü yani, bir yeniden doğuş ve aydınlanış süreci olarak Rönesans’ın hiç kuşku yok ki, ilk olarak akla getirdiği İtalyan şehir devletlerinin Batı Balkanlar ile fiziki yakınlığı ve bunun ürettiği kültürel etkileşimi dikkate almak mümkün.

AB’nin bir medeniyet projesi olduğu ve üye ülkelerin şu veya bu şekilde Avrupa medeneyi olarak adlandırılan yapının tarihsel, geleneksel, dini ve modernleşme olraak yer aldıklarını hatırlamak gerekiyor.

Bugün Batı Balkanlar’daki altı küçük ülkenin Birliğe dahil edilmelerinde böylesi bir gerçeklik kendini ortaya koyuyor.

Bu noktada, Kuzey Makedonya dışişleri bakanı Timcho Mucunski’nin “… Avrupa Birliği yanlısı olmaktan gurur duymamız salt bir retorik değil. Aksine, toplumumuzda uygulamakta olduğumuz değerler noktasında da, Avrupa yanlısı olmaktan gurur duyuyoruz…” ifadesi tam da, yukarıda vurgu yapmaya çalıştığım ‘medeniyet’ bağlamına tekabül etmektedir.

20. yüzyıl ilk yarısında kurulma süreçlerini başlatan ve yüzyılın ikinci yarısı başlarında ve ardından, Sovyet Bloğu’nun çöküşüyle genişleme süreçlerini sürdüren AB bugün Batı Balkanları bünyesine katma arzusunda.

Bu süreç, görünürde Çin ve Rusya gibi bazı küresel güçlerin bölgeye nüfuzuna karşı bir Avrupa refleksi olarak ortaya çıksa da, bunun ardında ‘Avrupa medeniyet projesi’nin kendini derinden ortaya koyma çabası olduğuna şüphe bulunmuyor.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

CEVAP VER