Artikel Harian, SOSIOLOGI-SEJARAH

Saffet Bey ve Anthony Reid: Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerinin anlaşılması sorunu / Saffet Bey and Anthony Reid: The problem of understanding relations between the Malay world and the Ottoman State

Email
Bagikan f X in wa

Mehmet Özay                                                                                                            26.09.2026

Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerinin başlangıcını oluşturan ve tarihi bir vak’a olarak bize aktarılan, “iki gemi” olgusuna dair Saffet Bey’in ve Anthony Reid’in makalelerini karşılaştırmaları olarak değerlendirmeye devam ediyorum.

Bir önceki yazıda, Saffet Bey’in konuyla ilgili kaleme aldığı ve iki makale halinde yayınladığı çalışmasına dair yaklaşımımı büyük ölçüde tamamlamıştım.[1]

Bu yazıda, Reid’in makalesinin özellikle, Saffet Bey’den alıntı yaptığı, gizli/açık referansta bulunduğu bölümler bağlamında genel bir değerlendirmede bulunacağım.

Varsayımlar gerçekliği(!)

Reid, bu noktada tespit edebildiğim kadarıyla makalesinde, on yedi varsayım cümlesi kullanıyor.

Bu durum, Reid’in, Saffet Bey’den alıntı yaptığı bölümlerin konuyla ilgili kesin bilgi vermediğini ortaya koyuyor.

Bunun yanı sıra, Reid, bu hususları kesin veriye dayandıracak bir girişimde de bulunmadığını gösteriyor.

Bununla birlikte, Reid, makalesinin sonunda önemli bazı açıklamalarda bulunuyor.

Öyle ki, ‘Ek’ bölümünde, Leiden’da yayınlanan Encyclopedia of Islam’ın I. Cildinde s. 743’deki ‘Atjeh’ maddesine ve Safffet Bey’in makalesinin ikinci bölümüne (678-683)  ‘değerlendirme’ yapıyor.

Burada, ilgili ‘Atjeh’ maddesinin yazımında bir tarih dönüştürme konusunda ‘hata yapıldığına’ dikkat çekiyor.

Ardından, Saffet Bey’in makalesini kendisinin “nasıl anladığına” dair bir açıklama yapıyor.

Buna göre, adını daha önce zikrettiğim Salih Özbaran ve dönemin önemli oryantalistlerinden olan Bernard Lewis’in söz konusu metnin çevrilmesindeki katkılarına değiniyor.

Ancak, bu iki ismin Saffet Bey’in iki makalesini tümüyle mi İngilizce’ye çevirdikleri yoksa, bu iki makalenin ana noktalarını ele alan bir özeti mi, Reid’le paylaştıklarını söylemek biraz güç.

Önemli değerlendirmeler

En azından, Reid, çalışmasının son üç sayfasında özet olarak konuyu değerlendiriyor.

Bu noktada, Saffet Bey’i, “deniz tarihçisi” olarak tanıtan Reid, Saffet Bey’in makalesinin “akademik bir bağlamda yazılmadığını” da eleştiri olarak ortaya koyuyor.[2]

Reid, Saffet Bey’in, “Açeli elçilenin İstanbul’da yabancı elçilere tahsis edilen bir yerde kaldığını” söylediğine değiniyor.[3]

Oysa, Saffet Bey, bir bilinmeze yani, Açeli elçilerin Sultan 2. Selim tarafından ‘bir tarihi şans’ üzere görülmeleri üzerine, İstanbul’da geçirdikleri birkaç yılda nasıl ve nerede yaşadıklarına açıklık getirmek adına, genel bir bilgiyi paylaşıyor o kadar.

O bilgi de, Osmanlı başkentine gelen yabancı elçilerin ki, özellikle de, Müslüman elçilerin, “Fatih yakınlarında ayrıca bir ‘Elçi Misafirhanesi’”nde kaldıkları yönündedir.

Bu durum, Açeli elçilerin Fatih yakınlarındaki elçi misafirhanesi’nde kaldıkları anlamına gelmiyor.

Kaldı ki, burada kalabilecek olan elçilerin Osmanlı bürokrasisinin ilgili kanallarınca tanınmış, kaydı tutulmuş ve hatta, saray ile irtibata geçilerek vezir, vezir-i azam veya dönemin sultanıyla görüşmeleri konusunda girişimler başlatılmış olsa gerek!

Ancak, bu süreçlere dair elimizde herhangi bir veri yok maalesef.

Kılıç, kalkan

Reid, Saffet Bey’in Katip Çelebi’nin ‘Cihannüma’ ve Ebu Bekir Dimişki’nin ‘Coğraf’ kitaplarına atıfla Açe’den çok az bahsettiklerine gönderme yapıyor. Bu da, Açelilerin “çok iyi savaşçı oldukları ve silah ve kılınç yapmayı Türklerden öğrendikleri”dir.[4]

Saffet Bey’in metnine baktığımızda bu alıntının tam ifadesi şöyle olduğu görülür: “… Açelilerin çenkçi olduklarını, top dökmeyi; kılıç, mızrak tutmayı bildiklerini bunları hep Türklerden öğrendikleri …”[5]

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Açeliler, sadece silah ve kılınç yapmayı değil, “mızrağın nasıl tutulacağını” dahi Türklerden öğrenmiştir!

Saffet Bey, bu cümlelerinin devamında şunu da söylüyor: “… bundan on yıl, sonra miladın 1579 Hicri 986. yılında Menluyis(!) denilen bir Portekiz amiralinin on iki gemilik filosuyla bunları fena halde bozduğunu ve yüz gemi kadar kayıp ettiklerini söylüyor …”[6]

Ancak, Reid, bu hususa değinip, Açelilerin Türklerden kılıç kalkan kulanmayı ne de top dökmeyi öğrenmelerinin denizci Portekizliler karşısında pek de işe yaramadığını söylemiyor.

Ayrıca, burada adı geçen Portekiz amirali, ‘Dom Luís de Ataíde’ olmalıdır.

Reid, Saffet Bey’in makalesinden son olarak, Açeli Raca’ya atıfla Açe’ye gelen iki gemi ile bir Türk elçisi ki adı Seyyid el-Kemal’e gönderme yapıyor.[7]

Mit, gerçeklik ve iki Türk tarihçisi

Bunun ardından, “iki Türk tarihçisinin Saffet Bey’in makalesinden hareketle konuyu yeniden gündeme getirdiklerini söylüyor. Bu tarihçiler İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve ikincisi İsmail Hakkı Danişmend.

Ancak, Reid, burada ilginç bir yorumda bulunarak Saffet Bey’in metninin diğer yazarlar, yani yukarıda zikredilen yazarlar için “tarihi gerçek” (become fact) olduğu hipotezini gündeme getiriyor.

Reid, şöyle özetliyor: Uzunçarşılı, çalışmasında sadece bir paragraf ile yer vererek, nihayetinde Sumatra’ya “iki gemi”nin gittiğini; Danişmend ise, Sultan 2. Selim’in name-i humayununda da zikredilen tüm filonun yani, topla 21 geminin Sumatra’ya gittiğini söylüyor” diyor.

Reid, Osmanlı tarihçilerinin içinde bulundukları durumu özetliyor bu kısa açıklamasıyla…

Aslında, bu yazı dizisinin başından bu yana ortaya koymaya çalıştığım husus tam da, bu ve bunun bizzat Anthony Reid tarafından tekrarlanmış olduğunu ileri sürüyorum.

Konuyla ilgilenen günümüz Türk yazarlarının, neyi nasıl anlattıklarına dair verileri bu yazı dizisinde gündeme getirmedim.

Sadece, Saffet Bey’in metnini inceleme konusu yaparak, “iki gemi” olgusunun nasıl olup da Güneydoğu Asya ve Açe tarihçisi unvanına sahip olan Anthony Reid tarafından bugüne kadar detaylı inceleme konusu yapılmadan, 1969 yılındaki makalesinde ortaya koyduğu şekliyde diğer çalışmalarına konuyu aksettirdiğidir.

Sebep

Reid’in, 1969 yılında yayınlanan makalesini, bir örnek çalışma olarak ele almamın temel sebebi, ortaya konulan söylemin bugüne kadar tartışılmamış olması ve Reid sonrası diğer ilgili sosyal bilimciler tarafından tekrara konu olmasıdır.

Bununla kastım, bölge tarihçisi olması hasebiyle Anthony Reid’in çalışmalarının, söylemlerinin birer ‘norm’ veya ‘gerçeklik’ olarak algılanarak diğer araştırmacı ve yazarlarca tekrarlanmış olmasıdır.

Buna dair, erken dönem örneklerden birini vereceğim.

Reid tarafından öne sürülen, Açe ile Osmanlılar arasında daha yakın ilişkiler bulunduğuna dair tez, araştırmaları sırasında Reid’e danışan bazı genç Avustralyalı araştırmacıların çalışmalarına da yansımıştır. Reid’in konuyla ilgili yaklaşımı, bu çalışmalarda da karşılığını bulmaktadır.

Örneğin, Açe’de sanat üzerine çalışan Barbara Leight, Açe’deki Osmanlı unsurlarına —her ne kadar kısaca olsa da— değinmiştir. Yine Leight, Osmanlı kaynaklarından veya diğer kaynaklardan doğrudan, özgün ve kesin veriler toplamaksızın, bizzat Reid’den ve onun —muhtemelen— ilk dönem makalelerinden öğrendiklerini tekrar etmektedir Leight,[8] Reid’den alıntı yaparak şöyle belirtir: “Türk askeri taktiklerinin, askeri mühendisliğin ve topçuluğun Açeliler tarafından kullanılmaya devam edilmesinde Türk etkisi varlığını sürdürmüştür”.

Buna ek olarak, yine Reid’in bu konudaki anlatısına atıfta bulunarak şunları kaydeder: “Reid bize, kültürel açıdan Açe’nin Batı’daki Müslüman ülkelerle yakın temasını koruduğunu anlatır. Ayrıca Arapçanın öneminden ve bu dil ile yazı sistemine dair bilginin üst sınıflar arasında yaygın olduğundan bahseder. 17. yüzyılın başlarında Açe tarafından yazılan diplomatik mektupların birçoğunun —Lancaster ile Kraliçe Elizabeth’e gönderilen mektup da dahil olmak üzere— Arapça kaleme alındığı görülmektedir. Türkiye ile olan ilişki yüzyıllar boyunca önemli görülmüştür. 1873 gibi geç bir tarihte dahi Açeliler, Hollandalıları püskürtmek amacıyla Türk askeri desteği talep etmişlerdir”.[9]

Bilimsellik ve gerçeklik

Girişte dile getirdiğim üzere Reid, makalesinde Saffet Bey’in çalışmasına atıf yaparken, kurduğu 17 varsayım cümlesine rağmen, ilerleyen dönemde bu varsayımları yadsıyacak veya doğrulayacak veriler ortaya koyup koymadığı incelenmeye değerdir.

Öyle ki, bu durum, böylesi bir konuyu ilk defa ele alan genç bir akademisyen için kabul edilebilir bir mazeret şeklinde sunulabilir.

Hele hele, Anthony Reid gibi Güneydoğu Asya tarihinde son elli yılda ismini önemle zikredilen bir tarihçi ise, genç yaşlarında bu girişimi hoş görülebilir.

Ancak, Reid, Malay dünyası ve Osmanlı ilişkileri bağlamında ciddi denilebilecek ilk teşebbüsünün ardından, burada elde ettiği verileri daha sonraki çalışmalarında da kullanması tarihçilik adına ne kadar hoş görülebilir, tartışmaya açılmayı bekliyor.

“İki gemi” olgusuna açıklık getirmek amacıyla, Saffet Bey ve Anthony Reid’in görüşlerini karşılaştırmalı olarak ele almaya çalıştığım yazıların bizi getirdiği nokta bu iki ismin, tarih biliminin sınırlılıkları ile subjektif-romantik yaklaşımı ortaya koymuş olmalarıdır.

Her ne kadar, Reid, yukarıda aktardığım üzere, Saffet Bey’in ve diğer iki Türk tarihçisinin yaklaşımlarına eleştirel bir yaklaşım sergiliyormuş yaklaşımı ortaya koysa da, bunda devamlılık göstermeyerek, sonraki diğer eserlerinde konuyu tekrar edenler arasında yer almıştır.

Bu durum, maalesef Osmanlı’nın “okyanus denizciliği” bağlamında çok yönlü olarak değerlendirilmesi gereken bir konu üstün körü ele alınarak etkileri bugüne kadar devam eden kanımca, yanlış bilgi ve yanlış yorumlamalara neden olmuştur.

Bu durum bize, tarih biliminin kronolojik gelişim üzerinden değerlendirilemeyeceği gibi, kaynak çeşitliliği ve kaynakların mantıksal bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Bunların ötesinde, Saffet Bey ve Reid’in çalışmalarında ortaya koydukları görüş darlığının, disiplinlerarası ve çoklu disiplinler yaklaşımını uygulamamış olmalarından kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır.


[1] Saffet Bey’in peşpeşe yayınladığı iki makalesi şunlardır: Saffet Bey. (1327/1911). “Bir Osmanlı Filosu’nun Sumatra Seferi”, Tercüme-i Osmani Encümeni Mecmuası, 1 Teşrin-i Evvel 1327/14 October 1911, Cüz 10, Bab-ı Âli Tarih-i Osmani Encümeni, İstanbul. Ahmet İhsan Şürekası, Matbaa-i Milliye Osmani Şirketi. (604-614); Saffet Bey. (1327/1912). “Bir Osmanlı Filosu’nun Sumatra Seferi”, Tarihi Osman-i Encümeni Mecmuası, Kanun-u evvel 1327 (December 1912), 11. Cüz, Ahmet İhsan Şürekası. (678-683).

[2] Anthony Reid. (1969). “Sixteenth Century Turkish Influence in Western Indonesia”, Journal of Southeast Asian History 10 (3), s. 412 (395-414).

[3] Anthony Reid. (1969). A.g.m., s. 413.

[4] Anthony Reid. (1969). A.g.m., s. 413.

[5] Saffet Bey. (1327/1912). “Bir Osmanlı Filosu’nun Sumatra Seferi”, Tarihi Osman-i Encümeni Mecmuası, Kanun-u evvel 1327 (December 1912), 11. Cüz, Ahmet İhsan Şürekası, s. 681.

[6] Saffet Bey. (1327/1912). A.g.m., s. 681.

[7] Anthony Reid. (1969). A.g.m., s. 414.

[8] Barbara Leight. (1983). Design Motifs in Aceh: Indian and Islamic Influences”, The Malay-Islamic World of Sumatra: Studies in Politics and Culture, (ed.: John Maxwell), Monash University, s. 5. (3-34).

[9]  Barbara Leight. (1983). A.g.m., s. 5.

Tentang Penulis

Mehmet Ozay

(English) He was born in Istanbul on 30th January, 1969. He started his academic career at Hacettepe University and later on received Bachelor’s Degree from Marmara University, graduating in 1997 from the Department of English Teacher Training, Education Faculty. He went on to earn his Master’s…

Lihat profil dan artikel →

Ikut berdiskusi

Alamat email Anda tidak akan dipublikasikan.

id_IDBahasa Indonesia