Mehmet Özay 15.07.2026
Müslüman toplumlarda yüksek öğretim kurumlarının sorunlarına dair, yakından gözlemlere dayanan bazı görüşlerimi ortaya koymaya devam ediyorum.
Bu sefer, konuya yakın geçmişte yayınlanmış bir eserle başlayacağım…
Eseri analiz etmekten ziyade, bu eser üzerinden ortak paylaşıldığını düşündüğüm bazı alanları gündeme taşıyacağım.
Bahse konu olan eser, Şerife Münire Alatas Hoca’nın rehberliğinde kaleme alınan Ivory Tower Reform: A Vision for Higher Education in Malaysia başlıklı çalışma.
Eseri, bir süredir gözümün önünde tutuyorum…
Ara ara elime alıp okuduğum çalışmanın, genel çerçevesinin konuya ilgili ve duyarlı olan kişiler ve çevreler tarafından yabancı olmadığı aşikârdır.
Bununla birlikte, Münire Hoca’nın önderliğinde yapılan bu çalışma, ülkenin önemli günlük yayın organlarında çıkan konuyla ilgili yazıların derlenmesinden oluşuyor.
Elbette, büyük ölçüde, Hoca’nın imzasını taşıyan giriş ve sonuç bölümleri, konuyla ilgili olan biteni derli toplu bir şekilde sunmasıyla önem arz ediyor.
Çalışmanın, ‘Malezya’ özelinde olması konunun, salt Malezya Federasyonu ulus-devletiyle sınırlı olduğuna işaret etmiyor.
Bunun yanı sıra, bu çalışma, Münire Alatas Hoca gibi sadece, bu ülkede yaşayan bir akademisyen olarak yüksek öğretimin sorunlarına hem bireysel ve hem de mensubu bulunduğu Malezya Akademi Hareketi (Gerak/PerGerakan Tenaga Akademik Malaysia) sivil toplum yapılaşması bağlamında ilgi ve alâka gösteren çevrelerin, sorunu geniş kamuoyuyla kanıt ve kaynaklarıyla birlikte paylaşma arzusunun yerine getirilmesine hizmet ederken, açıkçası var olan sorunların benzeri şekilde, halkının çoğunluğu Müslüman olan toplumlardaki, aynı ve benzer yapılarda da varlığını gizli/açık ortaya koyuyor.
Bu iki temel husus gözden kaçırılmamalıdır…
Elbette, eserde farklı ülkelerin yüksek öğretim gerçekliğine dair karşılaştırmalı bir bölüm bulunmuyor. Yukarıda dile getirdiğim çıkarımı, ben yapıyorum…
Nihayetinde, birbirine yakın ve benzer bazı ülkelerde aynı ve benzer yüksek öğretim kurumlarında yıllarını geçirmiş bir kişi olmam sorunun sadece, Malezya özelinde ele alınmasının yeterli olmadığını aksine, karşılaştırmalı ve kollektif bir bakış açısının gündeme getirilmesinin ihtiyacına binaen bu yaklaşımı sunuyorum.
Akademisyen/entellektüel
Eserin yayınının ardından gerçekleştirilen tanıtım toplantısına katılmış olmam, başta Münire Hoca olmak üzere, yazar ve konuya duyarlı akademisyenlerin görüşlerini yakinen dinleme ve anlama fırsatı bulmam da, olan biteni anlamama ya da sorgulamama kuşkusuz katkı sağladı.
Eserin başlığı dikkate alındığında hedefe, yüksek öğretim kurumlarında istihdam edilen adına ‘akademisyen’ denilen bireyleri hedef alan bir yönü olduğu imasının ötesinde bir yaklaşım var.
Eseri ilk gördüğümde ve tanıtım toplantısında başlık ve başlıkla ilgili yaklaşımlar dillendirildiğinde ilk tepkim, bu başlığın yanlış olduğu yönündeydi.
Lise yıllarımda yanılmıyorsam, Cemil Meriç ve/ya benzeri isimleri okurken karşılaştığım kavramlardan olan ‘fil kulesi’ (ivory tower) daha çok ve özellikle, Fransız kültür çevrelerine ait entellektüeller için kullanıldığını hatırlıyorum.
Bu anlamda, ilk etapta, itirazım, yüksek öğretim kurumlarında istihdam edilen ‘öğretici kadroların’ entellektüel olarak anılmalarıdır.
İşinin, diyelim ki, lise öğreticiliğinden bir basamak yukarısında ve adına, ‘yüksek öğretim’ denilen kurumda yapan, İngilizce ‘teaching staff’ karşılığında önerebileceğim, ‘öğretim üyesi’ kavramı, bu işle iştigal eden kişilerin entellektüel oldukları anlamına gelmiyor.
Bu noktada, Münire Hoca’nın söz konusu bu kavramı gayet, liberal ve cömertçe kullandığını ve neredeyse, binlerce ‘öğretici sınıfını’ entellektüel yaptığını söyleyebilirim.
Velev ki, söz konusu toplumda, kamuoyunun ‘yüksek öğretim kurumu’ öğretici kadrolarını böyle algılamış oldukları söylense de aksine, bu durumu kabul etmek yerine, eleştirel bir şekilde gündeme getirilmesi gerekir.
Entellektüel sorunu
İşi öğreticilik olan ve diğer bazı standard iş yüklerinin hasılı olarak, zamanla akademik unvan kazanan kişilerin entellektüel olma gibi bir arzuları ve/ya “Acaba, ben entellektüel miyim?” veya “Ben entellektüel olmalı mıyım?” ya da “Bir entellektüel olarak kendime, kurumuma toplumuma ve küresel topluma karşı sorumluluğum nedir? vb. türünden bir dizi soruyu gündeme getirmediği de gayet açık seçik ortadadır.
Bırakın bilimsel, felsefi düşünce ve tartışmayı hâl, tavır, davranış, konuşma vb. gündelik yaşamda ‘kendini ortaya koyma’ biçimlerinde dahi ötekilerden anlamlı bir farklılığı ve duruşu sergilemeyen kişileri, ‘fil kulesi’ne konmuş kabul etmek, onlara zulüm olsa gerek!
Bu cümleleri sarf ederken ne lise, ne yüksek öğretim kurumunda yapılan öğreticilik işini küçümsüyor ne de kendilerini yukarıda dile getirdiğim şekilde kendilerini tanımlayan kişilerin toplumla ilişkisizliker içerisinde olduklarını söylüyorum.
Söylemek istediğim ve kanımca, Münire Hoca’nın önderliğinde kaleme alınan eserle topluma verilmek istenen mesaj da, şu veya bu şekilde, yüksek öğretim kurumunun ve bu kurumlarda yer alan ‘öğretici’lerin, diğer ‘eğitim’ kurumlarından farklılığına ve sorumluluğuna dikkat çekmektir.
Bu çevrelerden beklenen ‘çaba’, bireysel promosyonlarla ve maddi getirilerle sınırlı bir süreç değil aksine, diğer temel ve kaçınılmaz alanlarla ilintilidir.
Söz konusu bu alanlar, akademik ve bilimsel kurumun talep ettiği ve evrensellik boyutlarıyla da anılan olguların, yani yeniden öğrenmenin, eleştirel tutum geliştirmenin, bilgi üretiminde masa başıcılık değil, sahada-toplumun ilgili kesimleriyle birlikte olarak bilgili şekillendirmenin, alternatif söylemler peşinde olmanın, toplumun maddi ve sosyal, fikri sorunlarına yönelik çözüm önerileri sunmanın vb. bireysel ve kurumsal yaşamda ortaya konulmasıdır.
Bu ve benzeri sorumlulukların içinde yer aldığı süreçler, ilgili mikro toplumsal yapıdan başlayarak küresel bağlamda makro topluma değin uzanan, uzanması gereken süreçlere mümkün olduğunca katkı yapmalıdır.
Toplumun farklı kesimlerinin içinde debelenip durdukları sorunları göz ardı eden ve görmezden gelen; mevcut sorunları anlamaya, tartışmaya ve çözüme yanaşmayan çevrelerin yüksek öğretim kurumu mensubu olmalarının gayet sorunluğu olduğu ortadadır.
Müslüman toplumlar ve ulus-devlet
İçinde bulunduğum durumu izah ederken kanımca, aynı tecrübeye sahip Hoca arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, araştırmacıların benzer bir düşünce eğilimi içerisinde girebileceklerini düşünmem yanlış olmasa gerek.
Bu ve benzeri konuları gündeme getirirken ısrarla ve kasıtlı olarak, ‘Müslüman Toplumlar’ ifadesini kullanıyorum. Bunun birkaç nedeni var.
Kürenin Doğusu’ndan Batısı’na Müslüman toplumlar en azından, bağımsızlık süreçleri ve ulus-devletleşme yapılaşmaları olarak aynı ve benzer süreçlere tabiler.
Bu bağımsızlık ve ulus-devletleşmelerin avantajları kadar, ne denli dezavantajları olduğunu ortaya koymanın bir aracı olarak Müslüman Toplumlar ifadesini kullanıyorum.
Temelde, bağımsızlık’ olgusu olmasa da, ‘ulus-devlet’ olgusunun bugün gelinen noktada ne denli kısır, sınırlandırıcı, dar kalıplara sokucu, tehdit edici vb. yönü olduğunu kuşku bulunmuyor.
Münire Hoca’nın önderliğinde kaleme alınan, ‘fil kulesi’nde reform adı verilen çalışma, Malezya Federasyonu’ndaki yüksek öğretim kurumlarında var olan sorunları gündeme taşırken anlamlı ve kapsamlı değişim talebiyle de ortaya çıkıyor.
Bu yönde, hem sorunlar ve reform taleplerinin sadece bu ülke ile sınırlı olmadığı aksine, aynı ve benzer ulus-devletleşme süreçlerine tabi olmuş halkının kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşan Müslüman toplumlar için de geçerli olduğunu bir kez daha ifade etmek gerekiyor.
English and Indonesian versions translated with DeepL AI














