Mehmet Özay                                                                                                            05.06.2026

Avrupa Birliği’nde genişleme yönünde hareketlilik…

Son dönemde, Avrupa Birliği’nin (AB) siyasi varlığının sorgulanırlığı gündeme gelirken, öte yanda, aynı Birlik, yeniden genişleme süreci alternatifiyle kendine alan açmaya çalışıyor.

Bugün, Adriyatik Denizi’ne komşu Montenegro’da gerçekleştirilen Avrupa Birliği ve Batı Balkan Ülkeleri Zirvesi, AB’nin yaşamakta olduğu tüm siyasi ve de ekenomik dalgalanmalara rağmen, Kıta’nın geleceği konusunda Batı Balkanlar örneğinde, yeni ve yenilikçi adımlar atmaktan geri durmadığını da ortaya koyuyor.

Toplantıya, başta Fransa devlet başkanı Emmanuel Macron, Alman şansölyesi Friedrich Merz, İtalya başbakanı Giorgia Meloni olmak üzere toplam 22 AB üyesi ülke iştirak ediyor.

Zirve’ye ayrıca, AB konseyi başsanı Antonio Costa ile AB komisyonu başkanı Ursula van der Leyen de katıldı.

Söz konusu zirveye bu üst düzey katılım, AB birliğinde siyasi birliğin gayet önemli bir görünümünü ortaya koyuyor.

AB’nin siyasi ve ekonomik sınırlarını genişletme çabası bugün kendini Batı Balkanlar’da somut olarak ortaya koyarken, Balkanlar’da yer alan altı ülkenin Avrupa Birliği’ne üyeliklerinin kısa sürede gerçekleştirilmesi konusunda da siyasi bir irade ortaya konuluyor.

Bu anlamda, sürecin Montenegro ile gerçekleştirilmesi bugünkü zirvenin bu ülkede gerçekleştirilmesinin sembolik olarak da önemine işaret ediyor.

Gelişmenin detaylarına bakıldığında, AB’nin periyodik olarak bir araya geldiği Balkan ülkelerinin siyasi geleceğinin, AB bünyesinde olacağı konusunda güçlü sinyaller veriliyor.

Genişleyen Avrupa

Bu anlamda, başta Montenegro olmak üzere, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan, AB üyeliği için listede yer almaları, Birliğin tükenmekte olduğu yolundaki tezlerin antitezi olarak gündeme geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Söz konusu ülkeler arasında üyeliğe en yakın adayın Montenegro olduğu ifade ediliyor. Bunun sembolik ifadesi ise bugünkü toplantının, yaklaşık 625.000 nüfuslu bu ülkede yapılıyor olmasında görmek mümkün.

22 yıldır üyelik başvuru süreci devam eden Montenegro’da halkın yüzde 80’inin, AB üyeliğine destek vermesi, para biriminin 2002 yılından bu yana, halkın ‘de facto’ olarak Avro kullanması, 2017 yılında NATO’ya katılması gibi özellikler Montenegro’nun ‘doğru yolda olduğunun’ ipuçlarıdır.

Buna göre, Montenegro’nun, 2028 yılında AB’nin 28. üyesi olmasına kesin gözüyle bakıldığını söylemek mümkün.

Altı ülkeyi içine alan söz konusu genişlemenin kısa sürede gerçekleştirilmesi konusunda AB üst düzey siyasetçileri arasında güçlü bir eğilim olduğu gözleniyor.

Örneğin, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa açıklamasında bu hususa dikkat çekerek, söz konusu Balkan ülkelerinin son yirmi yıldır ağır bir yük altında olduklarına işaret ederken, bir anlamda, üyelik için sürecin basitleştirilmesi yöntemine başvurulmasının gerekliliğine vurgu yapıyordu.

Hangi dengeler?

Bu sürecin, AB’nin kendi iç dengelerinin bir ürünü olarak görülebileceği gibi, AB başkenti Brüksel’de bölgesel ve küresel olarak yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler karşısında verilen, anlamlı ve bütünlüklü bir refleks olarak da düşünmek mümkün.

İç dengelerden kastın özellikle, AB’nin iki önemli gücü olan Almanya ve Fransa ittifakının oluşturduğu ve destek verdiği bir genişleme projesiyle karşı karşıyayız.

Bu iki ülke öncülüğünde AB’nin söz konusu altı ülkeye kapılarını açarken, öncelikli olarak tüm aday ülkelerden beklenen reform sürecinin tamamlanması gerekiyor.

Dış faktörler arasında sadece, ABD ile yaşanan bir tür ‘Atlantik Soğuk Savaşı’ bulunmuyor…

Bunun yanı sıra, özellikle Kıta Avrupası’nı Doğu’dan siyasal olarak zorlayan Rusya ile Çin’in hem, deniz ve hem, kara İpek yolları vasıtasıyla genişleme süreçleri AB tarafından karşılık verilmesi gereken gelişmeler olarak dikkat çekiyor.

Özellikle, Rusya ve Çin’in söz konusu bu ‘küçük’ ülkelerle ekonomik ikili ilişkilerle kendilerine bağlama girişimlerinin AB tarafından görüldüğü ortada.

Bu çerçevede, AB, Batı Balkan ülkeleri bağlamında genişleme sürecinde, söz konusu altı ülkenin Rusya ve Çin’le ekonomik işbirliklerinden uzak durmaları konusuna dikkat çekiyorlar.

Bu noktada, Alman parlamentosu dış ilişkiler komisyonu başkanı David McAlister’ın “Balkanlar’da tehlikeli gri bölgeler”den sakınmamız gerekir ifadesinin ardında, AB’nin yokluğunda içinde Rusya ve Çin’in de bulunduğu küresel güçlerin alabileceği tehlikesi bulunduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır.

Bu hususa doğrudan dikkat çeken AB Komisyonu Başkanı Antonio Costa, “Balkanların, Avrupa için jeostratijk önemi” olduğuna vurgu yaptı.

AB’den kararlılık

Son dönemde Avrupa Birliği’nin (AB) siyasi varlığının sorgulanırlığına kuşku bulunmuyor.

Bu noktada, özellikle üye ülkelerde öne çıkan siyasi iktidar olgusunda Avrupa sağının ideolojik akımların sağladığı gelişmelerin yanı sıra, Birlik’in NATO bağlamında, Amerika Birleşik devletleriyle yaşamakta olduğu gerginlik, hiç kuşku yok ki, bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Söz konusu soru işaretlerine ön alıcı olarak, ABD başkanı Donald Trump ve ekibinin ortaya koymaya çalıştığı AB’nin medeniyet krizi yaşadığı, tükenmekte olduğu yönündeki tezi, hiç kuşku yok ki, AB nezdinde sert eleştirilere neden oluyor.

Bunun son örneğini, geçtiğimiz hafta sonu Singapur’da gerçekleştirilen Shanri-La güvenlik toplantıları açılış konuşmalarından birini yapan ABD savunma bakanı veya daha doğrusu savaş bakanı Pete Hegseth’in söyleminde tanık olduk.

Bakan Hegseth, AB’ye yönelik olarak “… Kendilerini çok uyardık, ancak dinlemediler. Şimdi gelişmeleri yakalamaya çalışıyorlar” diyerek, AB’nin silahlanma sürecine gönderme yapıyordu.

NATO bağlamında kıtanın güvenlik sahasının tehdit altında oluşu ki, bunun en yakın ve güncel örneğini Rusya’nın 2014’deki Kırım işgalinden bu yana, Ukrayna üzerinde geliştirdiği ve özellikle, 2022’den itibaren, Orta ve Kuzey Avrupa’yı doğrudan etkisi altına alan işgal girişimi oluşturuyor.

Batı Balkanlar’ın Adriyatik kıyısındaki küçük ülkesi Montenegro’da bugün yapılan Zirve AB’nin siyasal ve ekonomik genişleme stratejisinde küresel rakipleri karşısında kendine önemli bir avantaj sağlaması olarak yorumlamak yanlış olmayacaktır.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

TINGGALKAN BALASAN