Mehmet Özay 16.07.2025

Macaristan’da yapılan 12 Nisan genel seçimler, genç siyasi lider Peter Magyar’ın başında bulunduğu, “Saygı ve Özgürlük Partisi”nin (Tisza), parlamentoda üçte ikilik çoğunluğu kazanmasıyla sonuçlandı.

Macaristan seçimlerinin ortaya koyduğu gayet belirleyici sonuç, ortada salt bir liderin ve partisinin değil aksine, “demokratik muhalefet” olarak adlandırılan geniş toplum kesimlerinin, ortak siyasal bilinçte buluşmasının bir sonucu olarak görmek gerekiyor.

Bu durum, hem Macaristan hem de Avrupa modern siyasi tarihine sıradan bir seçim başarısı olarak değil, demokrasinin yeniden güncellenmesi olarak geçeceğini söylemek yanlış olmayacaktır.  

Yeniden değerlendirme

2004 yılında Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilen Macaristan’ın kısa denilebilecek bir zaman diliminden yani 2010’dan başlayarak ‘tek parti’ rejimlerini andıran bir sürece evrilmesinin Avrupa için gayet önemli öğretici bir yanı bulunuyor.

Bu noktada, AB iç kurumlarının bir üye ülkedeki ‘demokratik değerlerden’ feragatle sonuçlanabilecek bir yönelim seyretmesi karşısında müdahale edememesi aradan geçen sürede tartışılan konulardan biriydi.

Bununla birlikte, böylesi bir ‘siyasal sapma’ (political deviation) adlandıracağım bir durumdan, yeniden demokrasinin temellerinin işlerliğini ortaya koyan bir süreçle kendini Avrupa-merkezliliğe oturmaya güçlü bir şekilde aday olan bir Macaristan bulunuyor karşımızda.

Bu çerçevede, Avrupa’nın ortasında bir ulus-devlet olarak Macaristan’daki genel seçimlerin ortaya koyduğu sonuç, Batı toplumlarında, Macaristan üzerinden demokrasiyi yeniden değerlendirmeye ve değişim süreçlerini yeniden anlamaya yol açmasıyla büyük önem arz ediyor.

Bu gelişmenin, Avrupa’nın veya genelde Batı’nın, kendi iç dinamiklerinin eseri olduğuna kuşku yok.

12 Nisan genel seçimlerinin ardından, Macaristan’da ortaya çıkan siyasi manzara, Avrupa kıtası veya Avrupa Birliği için olduğu kadar genel itibarıyla, Batı dünyası için demokrasi olgusunun, kurumsallaşmasının ve pratiğinin ne anlama geldiği ve bu olgunun, kurumsallaşmanın ve pratiğin yitirilmesinin nelere yol açabileceğinin yeniden sorgulanmasına neden oluyor.

Avrupa basınına göz atıldığında, Macaristan örneği, açıkçası, Avrupa Projesi’nin yeniden güncellenmesi anlamına geliyor.

‘İlliberal’ tecrübe

Bu gelişme, özellikle Batı dünyasında son dönemde ortaya çıkan ve çatışmacı eğilimleriyle bizatihi, Batı demokrasi düşüncesi ve geleneğine darbe anlamına gelen siyasal ve toplumsal eğilimlere güçlü bir cevap niteliği taşıyor.

“Bu hususlar nedir?” diye sorulduğunda, bunun cevabını Macaristan örneği bize, sabık başbakan Viktor Orbán ve partisi Fidesz yönetiminin ortaya koyduğu yolsuzluk,  kurumların erozyona uğraması gibi bir demokratik yönetimden beklenmeyecek temel değerlerden uzaklaşma olarak veriyor.

Orbán’ın, 2014 yılında bizatihi kendisinin ilân ettiği hükümetinin “illiberal bir yapılaşma”yı öngördüğü yolundaki ifadesi dikkate alınacak olursa, en azından o günden bu yana, Macaristan’ın yaşadığı tecrübenin, Avrupa demokrasi geleneğiyle ne denli örtüşüp örtüşmediği de belirginlik kazanır.

Öyle ki, ‘illiberallik’, yine Macaristan örneğinden hareketle söylemek gerekirse, “yönetim gücünün tüm kontrol mekanizmalarından azade kılınması” anlamına geliyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, yönetim, iktidar ve kuvvetler ayrılığı unsurlarının yerli yerindeliğinde yaşanan kapsamlı sorunlar diyebiliriz.

Bu nedenledir ki, seçimin galibi Magyar, zafer konuşmasında ilgili mekanizmaların başında bulunanları bir anlamda, Orban’la ve partisi Fidesz ile suç ortaklıklarını açığa vurarak görevlerinden istifaya davet etti…

Bu noktada, Avrupa demokrasi geleneğinin savunucusu kabul edilen kurumlardan örneğin, Avrupa Parlamentosu’nun, 2022 Macaristan raporunda bu ülkeyi “seçilmiş otokrasi” olarak tanımlaması, Macaristan’da demokratik kurumlar nezdinde gelinen noktayı göstermesi açısından gayet önemlidir.

Avrupa bağlamı

Elbette, siyasal yaşamda bu olan biteni Avrupa ve genel itibarıyla, Batı bağlamında düşünmek gerekiyor.

Nihayetinde, Avrupa ülkelerinin ve genelde Batı siyasal sitmelerinin kendilerini konuşlandıkları temel siyasal ideolojik temeller varlıklarını, “demokrasi” kavramına dayandırmaktadır.

Batı, teorik olarak sahip olduğu demokrasinin, izolasyonist ya da elitist bir değerler bütünü değil aksine, gündelik yaşamın içerisinde karşılığı olan ve bu anlamda, sıradan vatandaşlara değin sirayet eden bir etkisinin olduğunu gündeme getiriyor.

Bugün, Macaristan’da bu değerleri kendini “muhafazakâr” olarak tanımlayan genç bir siyasetçi olarak Peter Magyar’ın şahsında ve partisinde karşılığını bulması ise yine, Avrupa’nın kendi iç ideolojik açılımları, çatışmaları ve dengelerinin bir ürünü olarak görmek gerekiyor.

Bu durum, Macaristan seçimlerinin sadece, Avrupa’nın ortasındaki bir ulus-devlet’de olan biten periyodik olarak gerçekleşen demokrasi ritüeli ile sınırlı olmadığını, aksine, olan bitenin bütün bir Avrupa ve hatta, Batı dünyasının siyasal sistemini yeniden anlama ve yorumlama konusunda kafa yormaya, görüşler gündeme getirmeye yol açmasıyal gayet önemli bir siyasal ve entellektüel dinamizmi içinde barındırıyor.

Bir karşılaştırma

Macaristan’da yaşanan gelişmeleri örneğin, günün moda terimiyle kürenin “güney” bölgesine tekabül eden siyasal ve toplumsal yapılarıyla farklılık gösteren ülkelerine adapte etmek gayet güç.

Bu ifade, kürenin ‘güney’indeki ulus-devletlerde demokrasinin teşkili, şemali, yapısı konusunu tümüyle olumsuzlanması anlamına gelmiyor.

Ancak, Macaristan on altı yıl öncesi ve bugün geldiği nokta itibarıyla, Batı’nın demokrasi teamülleri, siyasal partilerin ve ideolojik yapılaşmaların ve genel itibarıyla da, halk kesimlerinin tutumu yansıtması bakımından bir Avrupa demokrasi yapılaşmasına işaret ediyor.

Toplumsal ve siyasal güven, istikrar, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü gibi olgular Batı’nın, azımsanmayacak bir tarihi süreçte ürettiği değerler olarak bugün kendi iç siyasal sisteminde yer buluyor.

Kürenin ‘güney’ine tekabül eden bölgelerinde adına demokrasi denilen ve siyasal ritüellerin aksine, Avrupa veya Batı siyasal yapılaşmalarında -yukarıda dikkat çekilen- temel parametrelerin işlerliği zaman zaman akamete uğrasa da, ilgili toplumların ve siyasal kurumların kendini yenileme konusunda kayda değer bir iradesi ve yönelimi olduğunu bugün, Macaristan örneğinde görüyoruz.

‘Güney’in ulus-devletlerinde, adına demokrasi pratiği denilen siyasal kurumları ve işleyişi periyodik olarak gerçekleştirilen seçimlere odaklandığı konusunda konuyla ilgilenen kesimlerin kahir ekseriyinin bir kuşkusu bulunmuyor.

Oysa, demokratik yapılaşmanın ve bu yapılaşmanın oluşturduğu geleneğin, ‘yasalar merkezli’ ve bu ‘yasaların tüm fertlere eşit şekilde uygulanması’ gibi genel kriterlerin güney’in ilgili toplumlarında görülememesi, ortada açıkçası, suni bir demokratik varlığın olduğu izlenimi uyandırıyor.

Ve bahsi geçen seçimlerin siyasal parti çeşitliliğinde yaşanan ‘enflasyon’ kadar, ilkeler noktasında belirsizlik ve bu ilkelerin akamete uğrama ihtimalinin yüksekliği, demokrasi pratiğinden sapmalara yol açmasıyla önem taşıyor.

Buna ilâve olarak, ilgili toplumların kahir ekseriyeti tarafından konulan siyasal tavrın seçimlerde ilgili ülkeleri siyasi partiler özelinde, bir tür siyasal çıkarcı yaklaşıma odaklanmaya sevk etmesi, ‘bölünme odaklı’ bir siyasal tecrübeyi ortaya koyuyor.

Macaristan’da 12 Nisan seçimleriyle başlayan güçlü demokratik tepkinin bu ülke kadar, Avrupa’da ve Batı’da demokrasi kavramı ve bağlantılı tüm kurumsal yapılaşmaların yeniden ele alınması ve değerlendirmesine yapacağı katkıyı dikkatle izlemek gerekiyor.

English and Indonesian versions translated with DeepL AI

LEAVE A REPLY