Mehmet Özay 16.07.2025
Bangladeş yarın yani, 12 Şubat’ta genel seçime gidiyor….
Bunun, sıradan bir seçim olmadığı konusunda neredeyse, herkes hem fikir…
Seçimin herhangi bir siyasi partinin veya koalisyon gücünün elde edeceği siyasal galibiyetten ziyade, uzun dönemli siyasal ve toplumsal türbülanslara konu olan ülkenin, istikrara kavuşup kavuşamayacağı gündeme geiriliyor.
Son bir buçuk yılı aşkın süreyi, geçici hükümetle geçiren Bangladeş, seçime giderken, aynı zamanda 2024 yılı Temmuz ayında, yaklaşık on yıllık iktidarının ardından, toplumsal tepkilerin anarşiye evrilmesiyle çareyi kaçınılmaz olarak ülkeyi terk etmekte bulan Şeyh Hasina yönetiminin ağırlığına da üzerinde taşıyor.
Demokrasi ama nasıl?
Yarın yapılacak olan siyasal pratiğin adına seçim denilse de, olan bitenin ne denli ‘demokratik’ olduğu konusu ise, bir başka sorun olarak ortada duruyor.
Tıpkı benzeri ülkelerde olduğu gibi Bangladeş’te ‘demokrasi’ pratiklerinin -diyelim ki, Batı Avrupa demokrasi geleneğiyle örtüşen bir yanı bulunmuyor…
Demokrasinin, sadece belirli zaman aralıklarıyla, belirli partileri ulusal meclise taşıma ve buradan, şu veya bu şekilde bir ulusal hükümet çıkarma süreci olmadığı herhalde herkesin maludur.
Bu anlamda, yarınki seçimlerin Bangladeş’e ne kazardıracağı sorusunu yüksek sesle sormak gerekiyor…
Şunu söylemekte yarar var ki, Bangladeş’te herkesin derdi başka…
Bangladeş milliyetçileri, Bangladeş İslamcıları, Bangladeş komünistleri, Bangladeş feministleri, Bangladeş liberalleri…
Evet, bu ve diğerlerinin birbirinden ayrışan siyasal ve dini bağlamlarıyla ideolojik yönelimlerinin varlığında sorun olmamakla birlikte, bu farklılıkların biraradalığının anlamlı bir bütüne evrilmesi konusunda gayet önemli bir açık bulunuyor…
Herkesin derdi derken kastettiğim, biraz da bu…
Siyasal yönetimi ele geçirmekle ülkeyi ele geçirmenin birlikte anıldığı ülkeler kategorisinde yer alması, yarınki genel seçime konu olacak Bangladeş’in de en büyük handikapıdır.
Bazı görsel verilerin otaya koyduğu üzere, Bangladeşli feminist eğilimli toplum kesimlerinin posterlerinin altından ve karşısından neredeyse, her türünden tesettürüyle belli bir partiye mensubiyetleri aşikâr olan, Müslüman kadınların -bir ölçüde askeri disiplini andıran toplum yürüyüşü ve erkek sesinin yükseldiği haporlörden yükselen sloganları tekrarlamaları birbirine tezatmış gibi gözükse de, aslında benzer ayrışmaların farklı aktörleri olarak toplumda kendilerine yer buluyorlar…
Ülkenin bağımsızlığın ‘kazanıldığı’ 1971’den bu yana nerede olduğu ve buradan nereye süreklenmekte olduğu gibi hususlar, bu grupların hangisi tarafından ciddiye alındığı konusu gayet şüphelidir.
Şüphe o kadar ciddi ve büyük ki, 2024 Temmuz ayında başgösteren meydan gösterileri ve nihayetinde ortaya çıkan anarşi ortamında ülkeyi terk etmek zorunda kalan ve -o döneme kadar- yaklaşık on yıl boyunca Bangladeş’i yönetmiş olan Şeyh Hasina taraftarları, -partileri kapatılmış olsa da, ‘güçlenerek geliyoruz’ söylemini ortaya koyacak kadar cesurlar.
Bölgesel politikalar
Bangladeş, yine tıpkı benzeri ülkeler de olduğu gibi, komşu ülkelerle var olan siyasal ilişkilerin iç politikaya doğrudan etkisinin olduğu gözlemlenir.
Ulusal bağlamada, ülke içinde birliği sağlamanın bir yolu olarak gözükse de, nihayetinde ulusal partiler arasında ayrışmanın ve hatta onulmaz kırılmların yaşanmasına el verecek boyuta kadar varabiliyor komşu ülkelerle ilişkiler.
Kimi uluslararası yapılarca ‘orta büyüklükte’ ülkeler sıralamasında yer verilmesinden hareketle, Bangladeş’in bölge siyaseti açısından önemi olduğuna kuşku yok.
Bu bağlamda, Bangladeş’ten yükselen gizli-açık talep ve yönelim, “… Biz de, Asya-Pasifik’in yenileşmesinde pay sahibiyiz” diyecek kadar ‘onurlu’ bir çıkış olarak algılatılmaya çalışılıyor…
Bu onurlu çıkışı, her hâlükârda söyleme aktarmak mümkün.
Ancak, bunun ardındaki gerçeğe baktığınızda, Bangdaleş’in, Çin’e yakınlaşması olgusunun gündeme taşınmış olmasıyla karşılaşmamız, “gülmek mi ağlamak mı gerekiyor?” sorusunu gündeme getirilmesine neden olarak insanı onulmaz karamsarlıklara terk ediyor.
Çin yerine, ABD’yi de koysanız sonuç değişecem midir?
Bu ve benzeri gelişmelerin tuhaf yönlerinden birine dikkat çekeyim…
Kamuoyu araştırmaları, Bangladeş vatandaşlarının yüzde 75’inin, Çin’le ilişkileri benimsediği sonucuna karşılık, aynı sürecin Pakistan’la gerçekleştirilmesine verilen destek ise yüzde 59…
İlginç bir sonuç değil mi?
Yapıcı ve yenilikçi politikalar
Burada bir kez daha, geçiş hükümet ve danışmanı Prof. Muhammed Yunus tarafından, sabık Şeyh Hasina döneminde, Hindistan’la yakınlaşma konusunda ortaya konulan eleştiriyi hatırlamak gerekiyor.
Hangi bölgesel veya küresel gücü seçerseniz seçin elinizde bir dizi artılar ve bir dizi eksiler olacaktır.
Son bir buçuk yıl boyunca geçici hükümet tarafından, Şeyh Hasina döneminde Hindistan’la ilişkilerin olumlu seyretmesiyle, Bangladeş – Pakistan ilişkilerinin geliştirilememiş olmasına vurgu yapılıyorsa, burada durup biraz düşünmek gerekir.
Sadece bugünün siyasal gerçekliği açısından değil, yakın tarihsel gelişmeler noktasında da, Pakistan ve Bangladeş arasında neler olup bittiğinin anlaşılması ve bölgesel politikaların buna göre yapılandırılması gerekir.
Bununla söylemek istediğim, Şeyh Hasina dönemi dış politikasını salt, Hindistan üzerinden değerlendirmenin yanlışlığıdır.
Ya da bir başka açıdan bakıldığında, Şeyh Hasina’nın ortaya koyduğu -hadi diyelim ki, bu hatasından dönmek ve daha anlamlı ve bütünlüklü dış politika sürecini başlatmak yerine, tıpkı ve benzeri şekilde onun hatasını bir başka bölgesel ilişkiler ağı oluşturmak süretiyle tekrarlamak siyasal akılla örtüşmüyor.
Bu noktada durup, geçici hükümetin yönünü Doğu Asya’da Çin’e dönmesinin bir başka yanlışa kapı aralamadığı söylenemez mi?
2024 Temmuz ayındaki gelişmeleri, ortaya çıkan anarşi ortamını ve akabinde, Şeyh Hasina’nın ülkeden kaçışını, ‘Bangladeş Baharı’ olarak adlandıranların zihni, şimdi nasıl bir ‘Demokrasi Baharı’nın Bangladeşte yeşermekte olduğu düşüncesiyle meşgul olmalıdır…
Herkesin haklı olduğu, kimsenin hesap vermeye yanaşmadığı, ortalığa serilen yolsuzluk söylemlerinin üzerine gidilmediği, ordunun öne çıkan siyasal ve etnik toplumsal grup kim olursa onunla konjonktürel olarak ittifak kurma eğilimi sergilediği ya da Batı’dan veya Doğu’dan gelen işaretlere göre hareket ettiği bir ortamda, Bangladeş vatandaşlarını ne tür bir demokrasi beklediğini tahmin etmek pek mümkün olmuyor.
English and Indonesian versions translated with DeepL AI














