Mehmet Özay 02.06.2026
Küresel barış çabalarına katkı yapmak amacıyla her yıl Singapur’da düzenlenen Shangri-La toplantıları, aynı zamanda bir tür gövde gösterisi niteliğine de bürünebiliyor.
Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies-IISS) tarafından, 29-31 Mayıs günlerinde 44 ülkeden değişik düzeylerde katılımlarla Singapur’da 23.sü gerçekleştirilen toplantıların açılış konuşmalarında bunun örneklerini görmek ve tanık olmak mümkün.
‘Savaş bakanı’
Özellikle de, ABD savunma bakanı Pete Hegseth’in “Birleşik Devletler’in Hint-Pasifik’de Barış Stratejisi” başlıklı Cumartesi günü yaptığı konuşmayı buna örnek olarak sunmak gerekir.
Toplantıya iştirak eden ülkelerin savunma bakanları, savunma bakanlıkları üst düzey bürokratları, düşünce kuruluşlarından uzmanlar, akademisyenler sakin sakin konuları tartışma imkânı bulurken özellikle, küresel güç kabul edilen ülke bakanları bu platformu, bir tür tehdit ve politikalarını kabule zorlayıcı bir bağlamda değerlendiriyorlar.
Bu görüşün oluşmasında, bu yıl Shangri-La toplantılarına katılan ABD savunma bakanı Pete Hegseth’in 30 Mayıs günü yaptığı konuşmada tanık olundu.
Hegseth, savunma bakanı yerine sanki aktif bir ‘savaş bakanı’ gibi hareket ediyor…
Geçtiğimiz Eylül ayının başında başkan Trump’ın bakanlığın adını ‘Savaş Bakanlığı’ olarak değiştirme kararı hatırlanacak ve aradan geçen süre zarfında, ABD’nin savaş hali dikkate alınacak olursa, bugün Hegseth’in Singapur’da ortaya koyduğu söylemi, bir savaş bakanı sıfatıyla yaptığını ifade de bir yanlışlık söz konusu olmayacaktır.
Dün kaleme aldığım yazıda, aynı etkinlikte konuşma yapan ve Doğu Timor devlet başkanı Jose Ramos-Horta’nın konuşması, bölgesel ve küresel barışı tesise ne denli anlamlı katkılar içeriyorsa, ABD savunma bakanı Hegseth’in konuşması da, oldukça realist bir paradigma takip ederek, bir o kadar çatışma ve savaş söylemini ortaya koyuyordu.
Birden fazla hedef
Ve konuşmasının birden fazla hedefi olduğunu açıkça ortaya koyuyor…
Hedeflerin başında Çin bulunurken, bir diğer yanında artık, kendi savunma sistemlerini kendi başlarına halletmesi gerektiği vurgusunu daha 2015 sürecinden itibaren Trump’ın ağzından duyduğumuz ittifak ülkelerine yeni çağrılar oluşturuyor.
Shangri-la toplantılarından sadece iki hafta önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e yaptığı resmi ziyaretteki heyette yer alan Pete Hegseth, Singapur’daki konuşmasında hedefe Çin’i koyması dikkat çekiciydi.
Hegseth’in bu söylemi açıkçası, iki ülke arasında barışı tesis ve de bu bağlamda, küresel barışa destek anlamındaki söylem ve görüşlere konu olan Pekin görüşmelerini bir anlamda yadsıyan bir tutum olarak anlaşılıyor.
Pasifik bölgesinin batı’nın yani, Malaka Boğazı’ndan güneyde Avustralya ve kuzeyde Japonya’ya kadar uzanan geniş bir bölgeyi içine aldığını söyleyebileceğimiz bölgedeki ABD müttefiklerine, “askeri varlıklarını güçlendirme” çağrısı ve Çin’in, bölgedeki askeri dengeleri zedelememesi çağrısı gizli/açık bir tehdit ve de çatışma unsurunu içinde barındırıyor.
Evet, doğru… Aynı Hegseth, ABD ve Çin ikili ilişkilerine değinerek “tüm zamanların, en iyi ikili ilişkisi” olarak tanımlamaktan da geri durmadı…
Bu söylemin açıkçası, Trump’ı kendisine emsal seçmiş bir politikacının yaklaşımı olarak kabul etmek gerekir.
Çünkü, aynı soruyu Çin makamlarına sorduğumuzda karşılığın bu olmayacağını tahmin etmek güç değil!
Öyle ki, Şi Cinping 14 Mayıs’ta Trump’la yaptığı görüşmede Tayvan konusunun bir çatışma sebebi olacağını yüksek sesle ve kararlılıkla dile getirdiğini unutmayalım.
Diğer ticaret, ekonomi vb. konular bir yana, Çin ve ABD ikili ilişkilerinde sadece, Tayvan Boğazı’nı değil tüm Hint-Pasifik’i etkileyebilecek bir sorunun varlığına kuşku bulunmuyor.
Bu noktada, şunu görmekte yarar var ki, her an siyasal söylem dili değişen bir Trump ve bu söylem diliyle dünyayı idare etmeye çalışan bir ABD var karşımızda.
Ve bu söylem tarzının son iki yıllık süre zarfında, başta ABD olmak üzere, ABD-Batı, ABD-Rusya, ABD-Çin ilişkilerinde dünyayı pek de iyi bi yere getirmediği ortada…
Realizm ve ütopyacılık
Hegseth, daha ilk cümlesinde, Batı Pasifiklerin ABD ve de müttefikleri için ne denli “hayati” olduğuna vurgu yaptı.
Ve bölgenin geleceğinin yeniden yapılandırılmasının, “talep ve temennilerle ve ütopyacı bir tutumla değil”, aksine gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmasında yarar olduğun ifade ediyor. Bu gerçekçiliğin belirleyicisi olarak da, ABD’nin ulusal çıkarlarına atıfta bulunuyor.
Konuşmanın bu ilk cümleleri bize açıkçası hegemon bir devletin siyasal tutumunu yansıtıyor. Ve 23.cüsü gerçekleştirilen Shangri-la diyalog sürecinin, temel kavramsal omurgasıyla çeliştiğini ortaya koyuyor.
Dobralığı ile dikkat çeken Başkan Trump’ın bu anlamda yalnız olmadığını kanıtlayacak şekilde, bakan Hegseth, konuşmasında, “… daha çok konferanslara ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan savaş gücümüzdür. … Daha az Shangri-la, daha çok savaş gemisi ve denizaltıya ihtiyacımız var…”
Bu aşikar tutum, Hegseth’in söyleminde “askeri caydırıcılık” olarak ortaya çıkarken, aynı konseptin örneğin, Singapur’daki katılımcıların kahir ekseriyeti tarafından kabul edilip edilmediği şüphelidir…
Batı Pasifiklerle ilgili temel sorunun bugüne ait olmadığı ortada…
Zaten başta Hegseth olmak üzere ABD yönetiminin bu bölgeyle ilgili söylemlerinin ki, bugün Hint-Pasifik boyutuna taşınarak güncellenmiş gözüküyor- giderek tonu artan ve ağırlaşan bir boyutta ortaya konulmasında, Pasifik Savaşı sonrası oluşan ‘yapının’ tedricen değişmekte olduğu yönündeki imalar, görüşler, gelişmeler belirleyici oluyor.
Bunu söylerken, sadece yükselen Çin’i görmek yanlış…
Dün Asya-Pasifik bugün ise Hint-Pasifik söylemlerinin yapılandırılmasında anahtar rol ve bölgenin, ASEAN olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
Konu ASEAN değil ancak, bu olguya kısaca değinmekte yarar var.
Aslında, Hegseth konuşmasını yaptığı Singapur’un tamda ASEAN’ın ortasında yer alması güvenlik içerikli hegemon siyasal söyleminin yer ve zamanının sorgulanmasını gerektiriyor.
Bununla birlikte, ASEAN’dan sesi gür çıkan bir sesin olmamasını bölgenin önemsizliğine yormamak gerekir. ASEAN’da liderlik problemi varlığı bugüne ait bir sorun da değil…
Ancak, ASEAN’ın bugün ekonomik, toplumsal, teknolojik olarak bugün geldiği noktada kendisini söz sahibi kılacak alt yapısının olduğunu da unutmamak gerekir.
ABD savunma bakanı Hegseth’in Cumartesi günü Singapur’da yaptığı konuşma, çatışma süreçlerini kontrolü ve önlemeyi değil, daha çok çatışmaya yönelik yapılandırmaların hızlandırılması çağrısıydı.
Öyle ki, Hegseth, Shangri-La diyalog etkinliği düzenleyen organizasyonun ve ev sahibi Singapur’un hilafına bunları söylemesi iyi bir misafir olmadığını da ortaya koyuyor.
English and Indonesian versions translated with DeepL AI














