Mehmet Özay                                                                          12 Ağustos 2008
Suharto’nun 32 yıllık iktidarının 1998 yılı Mayıs ayında sona ermesiyle  başlayan reform sürecinde İslamcı hareketler yeniden güçlü bir şekilde gündeme geldi.
Bu metinde Cakarta İslam Üniversitesi öğretim görevlisi Bahtiar Effendy’in, Endonezya’da yayınlanan önemli bir akademik dergi olan ‘Studia Islamika’da yayınlanan bir makalesinin çevirisidir. Bahtiar Effendy, Endonezya’daki siyasal İslami hareketleri yakından izleyen bir isim olarak tanınıyor.

Yazar, bu metinde, Suharto sonrasında ülkede yaşayan reform ve demokratikleşme hareketi bağlamında, siyasal İslami hareketlerin yerini sorguluyor. Bu çerçevede, Endonezya Bağımsızlığı’na giden süreçte ve cumhuriyet’in ilk yıllarında güçlü bir şekilde ortaya çıkan İslamcı hareketlerin Sukarno’nun Denetimli Demokrasi ve Suharto’nun Yeni Düzen politikalarına ‘kurban’ gidişiye kıyaslamalar yapıyor. Suharto’nun 32 yıllık iktidarının 1998 yılı Mayıs ayında sona ermesiyle başlayan reform sürecinde İslamcı hareketler yeniden güçlü bir şekilde gündeme geldi. Yazar, bu süreçte, Müslümanların ülke gündemini belirleyecek potansiyellerini pratiğe taşıyıp taşımadığını tartışıyor.
Suharto iktidarının sona ermesinden bugüne kadar 10 yıl geçti. İslamcı hareketleri, siyasal partiler düzeyinde sorgulayan bu makalenin, söz konusu sürecin ilk etabını anlama ve 2009 yılında yapılacak genel seçimler öncesinde İslamcı siyasal partilerin konumu hakkında konusunda bir fikir vereceğini umuyoruz.

Endonezya’da İslami Hareketler: Sosyo-Dini ve Siyasal Bir Bakış

Bahtiar Effendy*

Çoğu insan Endonezya İslamı’nın Ortadoğu’daki İslam anlayışından farklı olduğunu ileri sürer. Bu, Endonezya’da farklı bir mezhep veya cemaat oluşumundan kaynaklanmaz. Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, Endonezya İslamı da köklerini İslam’‘n doğduğu Ortadoğu’dan almıştır. Bu bağlamda, Endonezya İslam’ı tıpkı Ortadoğu İslam’ı gibi, Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Muhammed’in temel öğretisini İslam’ın iki temel kaynağı kabul eder. Endonezyalı Müslümanlar İslam’ın beş şartını yerine getirdikleri gibi, imanın altı şartını da kabul ederler.
Buna rağmen, İslam dinini örneğin Kuzey Afrika, Orta Asya, Güney Asya vb. yerlerde görüleceği üzere daha sonradan kabul etmiş olan coğrafyalarda olduğu gibi Endonezya halkları da bölgeye gelen çeşitli çeşitli uluslara mensup alimlerin tebliğ çalışmaları sonunda kabul ettiler. Bu bağlamda, İslam’ın bölgedeki varlığı, İslam öncesi dönemin sosyol-kültürel, ekonomik ve siyasal şartlarından etkilendi. Bu nedenle, İslam’ı tebliğ edenler, İslam’ın temel ilkelerinden taviz vermeksizin bölge halklarının kültürel dokularına uygun açıklamalarla ve yorumlarla tebliğ çalışmalarında bulundular. İşte bu özellik, Endonezya İslam’ının Ortadoğu İslamı ve başka coğrafyalardaki açılımından farklı oluşunu izah eder.

Endonezya’nın İslam’la tanışmasında ticaretin ve tüccarların faaliyetleri dikkat çekicidir. Bu husus, bilinçli bir çabanın değil, aksine bölgenin İslam öncesi dönemde de var olan, hem ticaret yolları üzerinde hem de bir ticaret merkezi olması özelliğinden kaynaklanır. 5. yüzyıl gibi erken bir dönemde Malay Takımadaları, Çin’le ticari faaliyetlerde bulunan tüccarların uğrak yerlerinden biri haline çoktan gelmişti bile. Sriwijaya Krallığı, Malaka Boğazı’nı güvenli bir ticaret yolu haline getirdiğinden, 7. yüzyıla gelindiğinde bölgenin uluslararası ticaret açısından önemi daha da arttı. 11. yüzyıla gelindiğindeyse Malay Takımadaları’nda Müslüman toplulukların yerleşmeye başladıkları görülür. Bu dönemden itibaren müteşebbislik konusundaki yeteneklerinin yanı sıra yerel, yerli halklarla iletişimlerinde sosyo-kültürel ve dini olguları gündeme getirme konusundaki arzuları, Müslüman tüccarların ticari faaliyetlerde ön plâna çıkmalarına neden oldu. Bu durum, Hollanda sömürge yönetiminin bölgede faaliyete geçmesine kadar devam etti.
Endonezya İslam’ı konusunda çalışmalar yapan tarihçiler İslam dininin bölgede ticari faaliyetler ve tüccarlar vasıtasıyla yayılmasının bölge halklarının barışçıl karakterinin İslam’ı benimsemelerinde önemli bir rol oynadığı konusunda hemfikirdirler. Nusantara’da (Filipinlerden, Endonezya’ya kadar olan topraklara verilen isim) İslam’ın barışçıl bir şekilde yayılması, İslam’ın bu bölgede yayılmasındaki nedenler üzerinde duranların genel bir değerlendirmesidir.
Elbette, ticari faaliyetler ve tüccarların çalışmaları bölge halklarının İslam’ı hemen benimsemeleri sonucunu doğurmadı. Aksine, bu uzun bir sürece yayıldı. Müslüman tüccarların bölgeye yerleşmeleri, evlilikler yoluyla yerli halkla karışmaları, dinlerini tebliğ etmeleri bölgenin İslamlaşma sürecindeki temel dinamikleri oluşturur.
Her ne kadar, kıyı kesimleri ile iç bölgelerdeki İslam anlayışları arasında önemli ayrılıklar olsa da, genelde ülkedeki İslami bakış açısı şiddet içermeyen bir karaktere sahiptir. Bu yapı, son dönemde Endonezyalı bazı Müslümanların şiddet olaylarına karışmasıyla kırılmaya uğradı. Bölge tarihinde İslam asla şiddet ve terör olaylarıyla bir arada anılmamıştır. 2002 yılı Ekim ayında Bali’de gerçekleştirilen ve 186 kişinin ölümü ve 300 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan patlamalar nedeniyle Endonezya İslamı’nın şiddet içeren bir yönü bulunduğu konusunda şüphelerin hasıl olmasına yol açtı. Pek çok Batılının gözünde, bu husus özellikle 1979 yılında gerçekleştirilen İran İslam Devrimi’nin ve 11 Eylül 2001’deki hadiselerin ardından İslam’ı yanlış anlamalarıyla da birleşti. Fawaz Gerges’in de ifade ettiği üzere,

‘Çoğu Amerikalı Arap ve Müslümanları tehlikeli, güvenilmez, demokrasi karşıtı, barbar ve ilkel olarak görür. 1980’li yılların başlarından itibaren Müslüman dünyasındaki olaylar ABD’de travmatik haberlere konu oldu. New York Times editörlerinden biri, ‘günümüzdeki uluslararası politika sayesinde ABD’de Araplara (Müslümanlara) karşı bir anlayış atmosferi oluşmaktadır demektedir.’’ Veya Ziauddin Sardar ve Merryl Wyn Davies’in dile getirdiği gibi,
‘7. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar İslam Pirenelerden Filipinlere kadar yayıldı. Bu dalga ancak Viyana kapılarında durdurulabildi. Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte İslam’ın ilerlemesi de sona erdi. Günümüzde petrolün verdiği zenginlik, aşırı nüfus, göç ve radikalizmin güçlenmesi ile birlikte İslam yeniden gündeme geldi. Atlar üzerindeki savaşçıların yerine, İslam’ın sancağı gerillalar, teröristler, ilâhiyatçılar ve tiranlarca taşınıyor.’
Endonezya’da bu türden olaylar kimi Müslümanları ve Müslüman olmayanları Suharto sonrası dönemdeki İslam’ı geçmişte yaşananlarla özdeşleştirmeye sevk etti. İslami partilerin yeniden doğuşu ve yeni İslami sosyo-dini teşkilatların gelişme göstermesi, radikalizm olgusunun gündeme gelişi yönünde şüpheleri içerisinde barındırır.

Bu makale, çok sayıda İslamcı parti ve İslam kökenli sosyo-dini teşkilatlar bağlamında İslam radikalizminin doğasını ele alıyor. Suharto yönetiminin sona ermesinin ardından oluşan koşullar bu çerçevede göz önünde tutulacaktır. Bu makalede, hem İslamcı partilerin hem de sosyo-dini teşkilatların taşıdıkları önemden yola çıkarak, İslam radikalizmi olgusu incelenecektir.

Reform ve Siyasal İslam’ın Ortaya Çıkışı

21 Mayıs 1998 tarihinde devlet başkanı Suharto’nun istifası ülkede önemli sonuçlar doğurdu. Bunlardan biri, aralarında İslami özellikler taşıyanların da olduğu dini, etnik temelli siyasal partilerin ortaya çıkışıdır. 1998 yılı Mayıs ayı ile 1999 Nisan ayı arasında bir yıldan daha az bir sürede kurulan 181 siyasal partiden 42’si İslami niteliklere sahiptir.
Diğer partilerin çoğunluğu gibi, İslamcı partilerin büyük bir bölümü de gerçek siyasal oluşumlar olmaktan uzaktı. 42 partiden sadece yirmisi 1999 yılında yapılan seçimlere katılabildi. Bunlardan da sadece on tanesi Temsilciler Meclisi’nde (DPR) bir veya daha çok sandalye kazanabildi. Bu partiler PPP (58 sandayle), PKB (51 sandalye), PAN (34 sandalye), PBB (13 sandayle), PK (7 sandalye), PNU (5 sandalye), PP (1 sandalye), PSII (1 sandayle), PPII Masyumi (1 sandalye), PKU (1 sandalye). Bu çerçevede İslamcı partiler toplamda oyların %37.5’ini, yani Meclisteki 462 sandalyeden 172’sini kazandı.
Bu veriler çerçevesinde, söz konusu 42 İslami partiden sadece birkaç tanesinin Müslümanların çıkarlarını savunacabilecek gerçek birer siyasal oluşum olduğunu söylemek mümkün. %2’lik seçim barajı dikkate alındığında, sadece İslamcı partilerden dördünün (PPP, PKB, PAN ve PBB) PDIP ve Golkar gibi ulusal siyasal partilere rakip olabildi. Hatta görece popüler olan PK bile, elde ettiği az sayıdaki sandalye ile başlı başına siyasal bir açılım gerçekleştiremedi. PK, parlamentoda varlığını devam ettirebilmek için reform yanlısı PAN’a katılmak zorunda kaldı.
Yukarıdaki dört İslami partiden PKB ve PAN, kimi zaman İslamcı olarak lahse edilmeyi benimsemediler. Çünkü bu iki parti, İslamı ideolojik bir temel olarak kabul etmemektedir. Daha da ötesi, sayıca az olmasına rağmen, bu partilerin kimi üyeleri İslam’dan başka farklı dini eğilimlere mensupturlar. Kısmen bu nedenden ötürü, hem PKB hem de PAN kendilerini merkez parti olarak tanımlar. Bu iki parti, İslamcı partiler kategorisinden çıkartıldıklarında, 1999 yılı seçim sonuçlarına göre, parlamentoda temsil edilen İslamcı partilerin oranı 87 sandalye (%17.8) ile sınırlıdır. PKB ve PAN’ın genellikle İslami parti olarak tanımlanmaları her iki partinin de köklerinde güçlü İslami ögeler barındırıyor olmasındandır. PKB’nin üyeleri temelde NU’dan, PAN’ın üyeleri ise genellikle Muhammediyye kökenlidir.
Ancak bu gerçek, Müslüman kamuoyu nezdinde önemli değildir. Endonezya’da Suharto’nun ‘Yeni Düzen’ ideolojisinin sona ermesi ve ülkenin otoriter yönetimden demokrasiye geçişi, temelde yukarıda ifade edilen 42 İslamcı partinin oluşumuyla gündeme gelen siyasal İslam’ın yükselişiyle irtibatlıdır. Kamuoyunun büyük bir bölümü, İslamcı partileri, seküler Pancasila ideolojisine dayalı Endonezya modern ulus devletinin inşası karşısında bir tehdit olarak algılanmış olan geçmişteki siyasal İslam perspektifine sahip partiler olarak algılar.
Fakat kamuoyunda kaygıya neden olan sadece 42 İslamcı siyasal partinin ortaya çıkışı değildir. Suharto sonrası dönem, aynı zamanda, çok sayıda sosyo-dini teşkilatın oluşumuna da tanık olmuştur. Bunlar arasında FPI (Öncü İslamcı Cephe), FKAWJ (Ehli Sünnet ve Cemaat Forumu), MMI (Endonezya Mücahid Konseyi), Müslüman Kardeşler, Hizbut Tahrir ve daha pek çok teşkilat kuruldu. Söz konusu bu oluşumlar, birer siyasal parti olarak faaliyet göstermemekle birlikte, Müslümanlarla diğer dinlere mensup olanlar arasında çatışmaların görüldüğü Maluku, Ambon ve Poso gibi bölgelere yardım ve destek sağlamakdan, kumar, pornografi, fuhuş ve alkol gibi toplumsal hastalıklar karşısında, devletin İslam yasalarını uygulanması talepleriyle İslami hassasiyetlerini ortaya koydular.

İslam’ın bu siyasal açılımı konusunda her Müslüman aynı görüşleri paylaşmıyor. Aslında, Müslümanların özellikle de Muhammediyye ve NU taraftarlarının oluşturduğu büyük bir bölümü bu gibi konularda farklı görüşlere sahip.
Suharto sonrası dönemde İslamcı partilerin ortaya çıkışı yeni bir olgu değil. Kamuoyunda rahatsızlığa yol açan husus, söz konusu partilerin adedinin fazlalığıdır. Reform döneminde ortaya çıkan 181 siyasal partinin varlığı, toplumda çıkarlarını gözetmek için hareket geçenlerin sadece Müslümanlar olmadığını ortaya koyar. İslamcı olmayan siyasal faaliyetler de Suharto’nun istifasının kendileri için ülkedeki siyasal katılımda yer almalarına olanak tanıdığı görüşündedirler.
Endonezya’nın modern siyasal tarihi dikkate alındığında, Endonezya Müslüman Danışma Meclisi veya daha çok tanınan adıyla Masyumi, ülke Müslümanlarının çıkarlarını gözetmek amacıyla 1945 yılı Kasım ayında kurulmuş olan ilk İslami siyasal parti hüviyetine sahiptir. Başlangıçta bu parti içerisinde M
uhammediyye, NU, İslam Toplum Derneği ve İslam Toplumu Birliği gibi sosyo-dini faaliyetlerde bulunan birkaç oluşum yer aldı. Ancak 1948 yılında, İslam Birliği, 1950 yılında Arap kökenli Endonezyalıların kurduğu El-İrşad isimli oluşum Masyumi’ye katıldı. Daha sonraki yıllarda, Kuzey Sumatra İslam teşkilatları olan El-Cemaatül Washliyah ve El-İttihadiyye Masyumi’ye üye oldular. 1949 ila 1953 yılları arasındaki birkaç yılda Açe Alimler Birliği (PUSA) de Masyumi ile birlikte hareket etti.
O dönemde Masyumi’nin giderek daha çok syıda taraftar toplayacağı görülüyordu. Endonezya Sosyalist Partisi (PSI) lideri ve bağımsızlık sonrasının devrimci kabinesinde üç kez başbakanlık yapan Sjahrir, bu gerçeği görerek ‘Şayet serbest seçimler gerçekleştirilse Masyumi oyların %80’ini alırdı’ demişti.
Bu temelsiz bir öngörü değildi. 1946 ila 1951 yılları arasında Masyumi’nin olası seçimlerde sergilediği başarı ortadaydı. Cava Adası’ndaki (1946) ve Cokcakarta’daki (1951) bölgesel seçimler Masyumi’nin zaferle çıktığını ortaya koyuyor. Şayet ulusal hükümet bu yıllarda bir genel seçim kararı almış olsaydı, Cava’daki bölge seçimlerinin tekrarı şeklinde zuhur edecekti.
Ayrıca, Masyumi’nin Müslüman gruplar için tek parti olma sürekliliği gösterememiş olması bir talihsizliktir. 1947 senesinde, Sarekat Islam (İslam Birliği) hareketinin önde gelen pek çok üyesi Masyumi’den ayrılma kararı alarak Endonezya İslam Birliği Partisi (Indonesian Islamic Association Party, PSII)’ni kurdular. 1952 yılında NU, Sarekat Islam hareketi yanlılarının izinden giderek Masyumi’yi terk etti. Bir takım dini, sosyo-kültürel ve siyasal nedenlerden ötürü NU, artık kendisini Masyumi içerisinde rahat hissetmiyordu. Bundan ötürü, Masyumi ile kurmuş olduğu siyasal ittifaktan çekildiğini açıkladı ve başka bir siyasal parti kurma yolunu seçti.
SI’la karşılaştırıldığında NU’nın ayrılma nedeni son derece dramatik olduğu görülür. Endonezya toplumundaki bütün Müslüman unsurları bir araya getirme başarısı göstermiş olan Masyumi, bir yandan modernist öte yandan dini yönelim bakımından purist bir yaklaşım sergiliyordu. Masyumi’nin liderlerinin ve üyelerinin çoğu ülkenin önde gelen iki puriten dini hareketi olan Muhammediyye ve Persetuan Islam’ın görüşlerini benimsiyordu. Muhammediyye daha çok sosyo-ekonomik ve eğitim konularına ağırlık verirken, Persatuan Islam ise daha çok dini mevzulara vurgu yapmasıyla iki hareketin temel karakterleri birbirinden farklılık gösteriyordu. Buna rağmen, her iki harekette Kur’an ve Sünneti İslam anlayışlarının temeline yerleştirmek suretiyle benzer bir dini düşünceyi paylaşıyordu.
Bundan ötürü, söz konusu iki harekette, İslam’ın temel değerleriyle uyuşmayan Hindu-Budist ve pagan unsurlara sahip Endonezya toplumundaki geleneksel inanç sistemleriyle sosyo-kültürel bir kopukluk yaşıyordu.
Öte yandan, NU dini yönelimler bakımından söz konusu bu iki hareketten farklıydı. NU, İslam’ın temel kaynakları Kur’an ve Sünneti kabul etmesine rağmen, Müslümanların kendilerini önde gelen dört fıkıh okuluyla irtibatlandırması gerektiği yolundaki yaklaşımı reddediyordu. NU’ya göre, Müslümanların düşünce yapılarını Kur’an ve Sünnet almaları gerekiyordu, ancak her Müslümanın İslam’ın bu iki kaynağının gerçek manasını anlamaya muktedir olması mümkün değildi. Her Müslüman Kur’an ve Sünneti anlama kapasitesine sahip değildi. Müslümanları söz konusu dört fıkıh okulundan uzaklaştırmak Müslümanların İslamı doğru anlamamalarına sebep olabilirdi. Böylesi bir dini duruş NU’yı yerel kültürel değerlerle uyuşmaya götürdü. Dönemin modernist dini anlayışlarının aksine, Endonezya Takımadaları’ndaki kültürel geleneğindeki İslamı anlayışı yerelleştirmek (indigenizing) NU’nun Endonezya İslamında geliştirmeye çalıştığı temel bir yaklaşım oldu.

Bu temel özelliğinden ötürü Endonezya siyasal İslamı tarihinin büyük bir bölümünde uzunca bir süre birlik tesis edemedi. Sarekat Islam’ın ve NU’nın Masyumi’den ayrılışıyla bilikte, 1950’li yılların başlarından Suharto’nun Yeni Düzen rejiminin ilk yıllarına (1974) değin, siyasal İslam Masyumi, (Sukarno’nun ‘Denetimli Demokrasi’ rejimi döneminde yasaklanmış ve yerine Endonezya Müslüman Partisi, PMI kurulmuştur), NU, PSII ve İslam Eğitim Partisi (Perti) adında dört siyasal partide açılımını buldu. 1955’de ilk genel seçimler gerçekleştirildiğinde, İslamcı gruplar artık Masyumi çatısı altında faaliyet göstermiyordu. Bunun yerine, yukarıda adı geçen dört siyasal parti çatısı altında faaliyetlerine devam ettiler. Bu dört parti, toplam oyların %43.ü’ini aldı. Aslında, Masyumi’den (%20.9) daha çok oy alan parti Sukarno’nun Endonezya Milliyetçi Partisi (PNI) (%22.3) oldu.
Endonezya siyasal gelişmelerinde önemli bir faktör olmasına rağmen, başlangıcından itibaren siyasal İslam başat bir güç olmadı.
Müslümanların Endonezya nüfusunun %90’ını teşkil etmesine rağmen, 1955 genel seçimleri Müslümanların topyekun oylarını İslamcı partilere vermediğini ortaya koydu. Ayrıca, dini bağlılığın, dini siyasal teşkilatlara yönelme gibi bir zorunluluk içermediği de çok rahatlıkla ifade edilebilir. 1955 genel seçimlerinin sonuçları, Endonezyalı Müslümanların yarısından çoğunun oylarını PNI, PSI gibi İslamcı olmayan, hatta Komünist Partisi (PKI) gibi partilere verdiklerini gösteriyor. Elimizde kesin veriler olmamasına rağmen, Sukarno ve Hatta gibi pek çok önde gelen Müslüman politikacının ‘dini’ değil de ‘milliyetçi’ bir politika takip etmeleri, pek çok Müslümanın böylesi bir siyasal seçimde bulunduklarının göstergesi oldu.
Bu durum, siyaset arenasında mücadele eden Müslümanların sahip oldukları sosyo-ekonomik ve siyasal hedeflerini belirleme noktasında önemli etkisi oldu. Müslüman siyasetçilerin, 1956-1959 yılları arasında Anayasa Meclisi’ndeki oturumlarda İslamı ülkenin temel ideolojisi yapamamaları, temelde dönemin mevcut İslamcı gruplarının yeterli desteği vermemiş olmasındandı. Bu durum, demokratik Endonezya Cumhuriyeti’nde siyasal İslam’ın ilk yenilgisi oldu.
Daha sonraki dönemlerde demokratik olmayan uygulamalar ülkede Müslümanların çıkarlarının daha da fazla engellenmesine neden oldu. Sukarno’nun ‘Denetimli Demokrasi’ rejimi ile perdelediği otoriter yönetimi sırasında İslamcı siyasetçilerin çıkarları genelde engellenmelere maruz kaldı. Bunun en belirgin örneği, Sukarno döneminde Masyumi Partisi’nin, rejime muhalefet etme gerekçesiyle yasaklanmasıydı.
Sukarno’nun ‘Denetimli Demokrasi’ rejimi sırasında Müslüman gruplar arasında Din İşleri Bakanlığı’nda aktif görevler alarak kabinede yer almış olan ve taraftarlarından bazıların
ı bürokrasiye yerleştiren NU istisna olmak üzere, siyasal avantajlar elde eden gruplara rastlanmaz. Ancak, tahmin edilebileceği üzere, NU bunun karşılığında ağır bir fatura ödemek zorunda kaldı. Diğer Müslüman çevreler tarafından oportünist olmakla suçlanmanın ötesinde, NU’nın bu dönemde hükümette yer alması dini okullarda görev yapan alimlerin çoğunun pesantrenleri terk etmelerine neden oldu. Bunun bir sonucu olarak söz konusu dini okullarda öğretim kalitesi düştü.
Yukarıda ifade edilen koşullar dikkate alındığında, siyasal İslam ne demokratik ne de baskıcı dönemlerde sosyo-ekonomik ve siyasal hedeflerin gerçekleştirme fırsatı yakalayabildi. Aslında, ülkede bağımsızlığın ardından geçen yirmi yıllık sürede siyasal İslam büyük bir zarar gördü. Daha da ötesi, siyasal İslam, devletin resmi ideolojisi olan Pancasila Demokrasisi’ne muhalif olma iddiasıyla sık sık suçlamalara hedef konumunda oldu.
Bu durum, Suharto’nun Yeni Düzen döneminde de devam etti. Bununla birlikte, söz konusu bu siyasal engellemeler sadece siyasal İslam’a değil aksine, Yeni Düzen’in ülkedeki ekonomik kalkınmayı garanti altına alacak düzen ve istikrar arayışının bir uzantısı olarak farklı yoğunluklarda ve derecelerde olmak üzere mevcut yönetime muhalif olan bütün siyasal güçleri içine alacak şekilde yaygınlık kazandı.

Müslümanların (1950’li yılların sonlarında Sukarno tarafından kapatılan) Masyumi Partisi’ni yeniden diriltme çabaları sonuçsuz kalmasıyla birlikte, Yeni Düzen hükümeti siyasal İslam’ı sürekli kontrol altında tuttu. 1968 yılında, Yeni Düzen yönetimi sonunda modernist Müslümanların, Endonezya Müslüman Partisi (Parmusi) adında yeni bir siyasal parti kurmalarına izin verdi. Ancak, daha önce yasaklanmış olan Masyumi Partisi’nin lider tabakasının bu yeni partide görev almaları yasaklandı. Yeni partinin lider tabakası Muhammediyye taraflarınca oluşturuldu. Bu liderlik de uzun erimli olmadı.
1971 genel seçimlerinin sonuçları siyasal İslam için hayal kırıklığı doğurdu. Seçime dört İslamcı parti (NU, Parmusi, PSII ve Perti) katıldı. Mevcut yönetimin göz dağı verme, baskı ve demokratik olmayan seçim yasasının sonucu olarak hükümeti oluşturan Golkar Partisi %62.80’lik oyla yeniden seçildi. Söz konusu İslamcı partilerin toplam oyları ise ancak %27.11’lerde kaldı. Daha sonra yapılan beş genel seçimde de siyasal İslamcı partilerin başarı kazanması mümkün olmadı.
Hükümetin 1973 yılı Ocak ayında başlatmış olduğu yeniden yapılandırma çabasının bir uzantısı olarak mevcut dört İslami parti Birlikte Kalkınma Partisi (Partai Persatuan Pembanguna, PPP) adı altında birleşmek zorunda kaldı ve 1977 seçimlerinde aldıkları %29.29’luk oyla görece bir başarı yakaladı. Ancak bu oran, Golkar’ın %62.11’lik başarısının çok gerisindeydi. 1982 genel seçimlerinde, PPP %27.78, Golkar ise %64.34 oranında oy aldı. Hükümetin 1983 yılında ‘Tek Esas’ (sole basis) uygulaması ile ülkedeki mevcut bütün siyasal oluşumların ülkenin resmi ideolojisi olan Pancasila’dan başka ideolojik temele sahip olmaları yasaklandı. Bunun üzerine, PPP, İslamcılık ideolojisini terk etti ve parti sembolü olarak Kabe’nin yerine yıldız kabul edildi.
Bu durum PPP’yi zor bir duruma soktu ve partinin 1987 seçimlerinde aldığı %15.97’lik oya rağmen, önemli oy kaybına uğramasına yol açtı. Bu seçimde Golkar ise oylarını %73.16’ya yükseltti. Bu önemli kaybın bir nedeni de NU’nın 1984 yılında PPP’den çekilerek daha çok sosyo-dini çalışmalara yönelmesidir.
Yeni Düzen döneminin son iki genel seçiminde İslamcı partilerin gücünde büyük bir değişiklik olmadı. Bu dönemde yapılan 1992 genel seçimlerinde %17, 1997 genel seçimlerinde de %22.43’lük bir oy oranı elde ettiler.

Bu genel seçimlerdeki hezimetlerden çok daha önemlisi siyasal İslam’ın, aynı zamanda, pek çok alanda da gerileme yaşamasıydı. Amerika araştırmacı Donald K. Emmerson, seçim kayıplarının yanı sıra, siyasal İslam’ın fiziksel, bürokratik, sembolik anlamda da kayıplara maruz kaldığı görüşündedir.(34) Kimi gözlemciler Yeni Düzen yönetiminin dini meselelere karışmama eğilimi sergilemediğine inanmakla birlikte, gerçekte pek çok Müslümanın tepkisini çekecek şekilde İslam öğretisine muhalif çok sayıda politikayı uygulamaya koyduBu politilardan bazıları arasında 1973 yılında, İslami ilkelerle bağdaşmayan evlilik yasasının gündeme getirilmesi, kimi grupların dini inanç olarak yerli inanç sistemlerini gündeme getirmeleri ve başörtüsünün yasaklanması yer alır.
Hükümetin icraatları ile İslami ilkeler arasında herhangi bir örtüşmenin olmadığını söylemek mümkün. Kırk yılı aşkın bir süre, her iki tarafın destekçileri arasındaki ilişkilere şüphe hakim oldu. Bu şüphe siyasal İslamı çoğunluğu teşkil etmesine rağmen, azınlık mentalitesine sahip bir oluşum olarak siyaset arenasının dışında bıraktı. Böylece, özellikle Suharto’nun otuz yılı aşkın bir süre işgal ettiği devlet başkanlığını terk etmesinin ardından doğan fırsat Müslümanları siyasal kazanımlarını yeniden elde etme konusunda harekete geçmelerini sağladı.
Bu durum, Yeni Düzen dönemi boyunca Müslümanların hepsinin pasif konumda kaldıkları anlamına gelmiyor. Pek çok Müslüman siyasetçi hükümette, bürokraside, yasama organında ve iktidardaki Golkar Partisi içerisinde yer aldı. Ancak böylesi bir siyasal katılım, ancak Yeni Düzen bağlamında gerçekleşebildi. Yani, Müslüman siyasetçiler politik dünya görüşlerini mevcut siyasal rejim ve yönetime uyarlamak zorunda kaldı ve bizzat kendilerinin sahip oldukları siyasal hedeflerine muhalif kararları da içerek şekilde mevcut hükümetçe bir takım baskılara hedef oldular.
1998 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan politik liberalizasyon ile birlikte, Yeni Düzen rejimi sırasında baskılara maruz kalmış olan pek çok İslamcı siyasal grup Endonezya’daki demokrasiye geçiş sürecinin elverdiği sınırlar içerisinde kendi hedefleri doğrultusunda yapılanmaya girdi. Bu koşullar altında, siyasal İslam’ın ortaya çıkışı süpriz değildi. Siyasal İslam, ülkenin bağımsızlığını kazanmasından itibaren son elli yılda yoğun baskı ve kısıtlamalara maruz kaldığından ötürü, ülkede oluşan yeni demokratik ortamda şanslarını yeniden denemelerinden daha doğal bir şey olamaz. Bununla birlikte, İslami siyasal hareketlerin, genelde teokratik devlet veya en azından şeriatla yönetilen hükümetlerin oluşturulması bağlamında algılanması eğilimini doğurdu. Bu siyasal hedef, Endonezya’nın ulus devlet bilincinin oluşumuna ve ülkenin sosyo-dini ve kültürel yapısının oluşturduğu heterojen doğasına karşı büyük bir meydan okumaktı.
Siyasal İslam’ın yeniden ortaya çıkışını geçm
işte yaşananlar ışığında değerlendirmekte bir hata olmasına rağmen, dünyada Endonezya’daki kadar çok İslam partisi olan bir başka Müslüman ülke bulunmuyor. Endonezya, yaklaşık 230 milyonluk nüfusunun %87’lik kısmının Müslüman olduğu dünyanın en yoğun Müslüman nüfusunu barındırması, ülkedeki 42 İslamcı partinin varlığı dini olduğu kadar politik olarak da son derece önemli bir durumu temsil eder.
Siyasal İslam’ın yükselişte oluşuna dair giderek artan algılamaya katkı yapan faktörlerin sonuncusu ise tarihseldir. Yani, Müslümanların 1945 yılında Danışma Meclisi’nde (Sanyo Kaigi) ve özellikle de Endonezya Bağımsızlık Hazırlık Komitesi’nde (Dokuritsu Zyunbi Tyoosaaki) ülkenin temellerini İslami ilkeler çerçevesinde oluşturma çabalarında sergiledikleri siyasal yaklaşımdır. Ki Bagus Hadikusumo (Muhammediyye) ve A. Wachid Hasjim (NU) gibi Müslüman siyasetçilerin ülkenin kurucu babalarına ülkenin İslami esaslara dayanması konusunda talepleri oldu. Bu konuda Cakarta Sözleşmesi ile bir uzlaşmaya varıldı. Bu sözleşme ile, ‘Tanrı’ya inanç’ maddesine ‘Müslümanların İslami hükümlere tabi olacakları’ ek maddesiyle ülkenin temellerini Pancasila İlkeleri olarak belirlendi. Bu uzlaşma, 17 Ağustos 1945 tarihinde bağımsızlığın ilân edilmesinden sadece bir gün sonra, yani 18 Ağustos 1945 tarihinde, bu maddenin ülkenin birliğine zarar vereceği gerekçesi ile geçersiz olduğu açıklandı.
Müslümanların, devletin temellerini İslami ilkelere dayandırma çabaları 1956-1959 yılları arasında yürütülen Anayasa Meclisi’nde yeniden gündeme getirildi. Müslüman siyasetçiler, yeterli maddi desteğe sahip olamamalarından ötürü bu gayelerini gerçekleştiremediler. Bazı gruplar ise Batı Cava’da Kartosuwirjo’nun liderliğinde kurulan Endonezya İslam Ordusu’nun, Açe bölgesinin lideri Daud Beureueh’in ve Makassar’da Kahar Muzakkar’ın desteğini alarak Darul İslam hareketini ilân etmek suretiyle parlamento dışı bir araca başvurdular.
Hem parlamenter hem de parlamento dışı çabalar sonuçsuz kaldı. Bu çabalar genelde Endonezyalılar arasında büyük bir kaygıya neden olmakla kalmamış, aynı zamanda, siyasal İslam’ın, -Pancasila ilkelerine dayanan Endonezya ulus devleti ile uzlaşsın ya da uzlaşmasın- bu konuyu belirsizliğe sürükledi. Pek çok Müslümanın siyasal İslam’ın tözel (substantive) hedeflerini benimsediği ve İslami mücadelenin legal, formalist veya sembolik doğasını reddettiği Yeni Düzen döneminde ortaya çıkan siyasal İslam düşüncesi ve uygulamalarının dönüştüğü konusu, Suharto’nun istifasından kısa bir süre sonra pek çok Müslümanın Endonezya siyaset arenasında yeniden İslami formalizmi ve sembolizmi gündeme getirmesi gerçeği dikkate alındığında, şüphelidir.
İslami sembolizmin siyaset arenasında yeniden gündeme gelişinin kamuoyunda kaygı ve korkuya yol açması nedeniyle, Müslüman siyasetçiler söz konusu bu siyasal sembolizmin 1940’lı ve 1950’li yıllardakinden farklı olduğunu samimi bir şekilde kamuoyuna izah etmelidirler. Bu yapılmadığı taktirde, siyasal İslam hareketi, ülkenin temellerini İslami esaslara dayandırma teşebbüsünün yeniden hayata geçirilmesi olarak algılanmaya devam edecektir.
Bu metin 12 Ağustos 2008 tarihinde www.timeturk.com’da yayınlanmıştır.

LEAVE A REPLY